bilekyetmez çıkmazı

çaresizliği izdüştüğüm duvarı yıkmış kalın bilekli adamlar

bir sırta en sivri cümleler yüzünden saplanmış okları
geri çıkarırken duyulacak “aahh” sesinden biraz daha çok

ama belirsiz bir dalgada sürüklenen papatya ölülerinin cevapsızlıklarından daha sessiz

iyi de, çaresizliği izdüştüğüm duvarı neden yıktı bu kalın bilekli adamlar?

iki kelimem hızla düşürülmüş
ah o evin duvarlarında rakamlar da düşerdi saatlerden

papatya obsesyonum var ya,
ben dönemeden öldüklerindeki gibi mi
kelimelerimle tutunduğum duvarı yıkmaları?

ya da mor üzümlerin üzerinden düşmek istemeyen damlacıklar?

ya da evin içinde koca bir tabut?
üzerine meteor yağmuru? yangınlar?

sessiz miydi,
çaresizliği izdüştüğüm duvarı yıkarken kalın bilekli adamlar?

ben durdurmak için en sevdiğim papatya üzerinden pazarlık bile edebilirdim

çaresizliği izdüştüğüm duvarı yıkanlar kapkalın bilekli, konuşmak bilmeyen adamlar

benim bileğimle olmaz ki?

hâlâ,
kapıları ne açmaya ne örtmeye yetiyor
benim bileklerim

bu yıkıntı resmi beni üzüyor

papatyaların, düşen damlacığın, içilen zehrin, bileklerden birşey gelmeyişinin tertibinde de rol almış olmalılar.

kimbilir şimdi

nerede,
hangi anıları gömüyor
çaresizliği izdüştüğüm duvarı yıkan kalın bilekli adamlar?




Both comments and pings are currently closed.

Comments are closed.