La Condición Humana


Daha elde ediliş biçimiyle bile kuşku uyandıran insan bilgisine güvenilebilir mi?



Both comments and pings are currently closed.

31 Responses to “La Condición Humana”

  1. bhr diyor ki:

    kimseye güvenme banu.

  2. bhr diyor ki:

    sensin sarhoşluğu getiren şarap
    ben şimdi güzel danslarla kanamaktayım
    ve taçlandırmak zorundayım acımı çiçeklerle
    içindeki en derin anlamın isteği buysa ey gece

  3. orcrist diyor ki:

    dimi ya böylede karıştırılmaz ki böylesine basit bir konu

  4. Danubsky diyor ki:

    Gerek var mı ki?

  5. thelosthighway diyor ki:

    bilginin kaynağı önemli. epistemoloji, her felsefi sistemin temelini oluşturan hususlardan biridir. Bilgilerimizin kaynağı ile ilgili farkoı düşünürler farklı görüşler ileri sürmüşler. İdealizm ve realizm ayrımında bilgilerimizin kaynağı meselesi önemli bir yer tutuyor. İslam düşüncesinde ve Hıristiyan teolojide, bilginin kaynağı vahiy olarak görülüyor. Ben bu bütün farklı düşünceler arasında kendi düşüncemi şöyle dile getirebilirim: Adem ilk insandır ve yaradan ona “eşyanın isimlerini öğretmiştir.” Bilgilerimizin kaynağı ile ilgili böylesi teolojik bir temelden sonra insanoğlunun bu kaynaktan beslenme süreci devam etmiştir. Yaradan, farklı dönemlerde farklı elçileri aracaılığıyla eşya (şeyler) hakkında bilgilendirmelerde bulunmuştur. Ayrıca vahiy, akla önemli bir fonksiyon yüklemiş ve düşünceyi, tefekkürü, teemmülü salık vermiştir. İnsan, gündelik hayatını, gözlemlerini, edindiği bulguları, ulaştığı yargıları ortaya koymuş, dünya, evren ve varlığımızla ilgili bir takım sonuçlara ulaşmıştır. Zaman zaman ilahi bilgilendirme sürecinin dışında, ondan bağımsız bir düşünme biçimini de öncelemiştir. Sonuçta bilgilerimizin birikmesi, bir toplama ulaşması, ayrı ayrı bilimlerin teşekkül etmesi söz konusu olmuştur.
    Konuyla ilgili ilginç bulduğum bir anekdot var: Hz Ömer döneminde, Suriye’nin fethi sırasında bir kütüphaneden bir takım kitaplar getiriliyor halifeye. Nedir bunlar diye soruyor. Eğer bunlardaki bilgiler hakikatle ilgili ise elimizde hakikatle ilgili en temel kaynak (Kur’an) mevcuttur, o halde bunları yakabilirsiniz. Yok eğer bu kitaplar hakikati anlatmıyorlarsa o halde zaten yakmanız gerekecektir diyor. Rivayetin doğruluğundan şüpheliyim ben. Ama her durumda böyle bir yaklaşım da mevcut.
    Bilginin, bilmenin amacı hakikattir, hakikate ulaşmaktır. Bilgi bizi hakikat’ten uzaklaştırıyorsa o bilgiden uzak durmamız gerekiyor. İnsanoğlu pek çok şeyi biliyor, bilmeye de devam ediyor. Ama güneşin altında yeni bir şey yok, her şey söylenmiş. Söylenmeyen sözlere varmaya çalışıyoruz belki de. Fakat hakikat’ten gittikçe uzaklaştığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Hz. Ali, ilim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı der. Bu da esas alınması gereken bir diğer husustur.
    Son olarak, bildiğim bir şey varsa hiç bir şey bilmediğimdir diyen Sokrat’ın bu sözündeki incelikten, yani şimdiye dek öğrendiklerimizin doğruluğundan, onların bizi gerçeğe ulaştırıp ulaştıramaycakları konusundan işe başlayabiliriz. Bildiklerimizi bizi hakikate mi götürüyor, yoksa ondan uzaklaştırıyor mu? Asıl mesele bu bence. Bunu kavradığımızda ötesi kendliğinden çözülüyor gibi.

  6. kacakkova diyor ki:

    kimseye güvenme banu :)

    hele bilgiye hic….Zerdüst”ün buyurdugu gibi, hakikatler yalan olduklari unutulmus yalanlardir…..

    en acigini georgios demistir.hicbir sey vardegildir, varsa bile bilinemez, bilinse bile aktarilamaz….

    sakın banu……

  7. hbasak diyor ki:

    Cık. güvenilmez. Metot önemlidir.

  8. orcrist diyor ki:

    ben herkese güvenmeye karar verdim :)

  9. sokakşiirrcisii diyor ki:

    bilenlerle bilmeyenler bir olmaz
    buyurulduğuna göre
    bilmek gerek..
    ama önce
    neler bilineceğini
    bilmek gerek taabii..

    vay vay vay
    ne biçim laf ettiiim

  10. passive diyor ki:

    sen bana emin(iyette) olduğun bir şey söyle.. sonra da..

  11. dolphin diyor ki:

    anlamadım… yorum yok o zaman…

  12. banu diyor ki:

    *Güvenmem BHR,
    Yunaytıd Kingdımın en nadidesi :p

    *Orcrist,
    Tehlikeli kararlar alıyorsun. Hem ben seni sanatsal postundan dolayı buradan tebrik edeyim. Picasso ve Nü sorunsalını irdelemişsin. Diyorum hep; her şey başka bir şey diye :p

    *Danubsky,
    Bilmiyorum ki ben de… Güvenmek istiyoruz içimizde kıvrana kıvrana galiba.

    *TLHW, ilgin için çok teşekkür ederim.

    Bilginin kaynağı, bilginin amacı, gidişin nereyeliği, ara gözden geçirmeler…

    “Hakikat’ten gittikçe uzaklaştığımız” fikrine katılıyorum. Biz sanrılar icat edip onlarla oyalanmayı seviyoruz.Ama bizi bu duruma sokan bildikleirmiz mi bilmedikleirmiz mi, yanılgılarımız mı hiç karar veremiyorum.

    *Kaçakkova,
    Gravitasyona karşı koyup yükselip yukarda bir yerde karadeliğin çekim alanına girmişim gibi hissettim. Kısa devre riski sinyali çalıyor. Dıııt dııtt dııt…

    Görünürde dünya alt-üst olmuyor. Ama gerçek olmayan gerçeğe, gerçek gerçek olmayana doğru iç bükümler yaşıyor.

    *Başak,
    Metod da ayrı bir şüphe zincirini peşinden sürükleyecek.

    *Yalınayak Hocam, ne bilmem gerektiğini bilsem ah.

    *Pass, içine indikçe kıpır kıpır olyor alem. Ele avuca gelmiyor.Sahip olma hissimiz bir krizle ölüveriyor.

    *Dolpin,
    Anlamaya çalışmaya uğraşıyoruz da yine de avucumuzun içinde saklayaacğımız yavru kuşlarımız olmayacak hiç.

  13. banu diyor ki:

    Takip eden birkaç gün buralarda olmayacağım. Bu esnada internetim olacak mı onu da bilmiyorum.

  14. kaknus diyor ki:

    nasıl bir elde ediliş şekli imiş bu

    vahiy mi, ilham mı, nakil mi, şahitlik mi, akletmek mi,
    ne tür bir algı ile elde edilmiş,duruma göre değişiyor ama esas aynı algı kapısı bilginin ulaştığı kimsede açık mı, değilse o bilgi onda kabul görmüyor

    güvenmek, anlamak ve inanmak çok yanyana

  15. kacakkova diyor ki:

    seni özleyecegiz ama….

  16. çağlar diyor ki:

    cümle bu: ” Daha elde ediliş biçimiyle bile kuşku uyandıran insan bilgisine güvenilebilir mi? ”

    bunun üzerinde uğraşıp didikleyeceğim….

    insan bilgisine güvenilebilir mi.
    insan bilgi üretebilir mi, yoksa insanın sahip olduğu bilgiye güvenilebilir mi diye mi soruluyor. Ya da insanın aktardığı bilgiye güvenilebilir mi.

    bu cümleyi kuran güvenilemez demiş. ya da ben öyle algılıyorum. Gerekçe olarak da bu bilginin elde ediliş biçimi kuşku uyandırıyor, ondan dolayı güvenilemez demiş.

    İnsan bilgiyi nasıl elde eder ki acep. Bunun yöntemi neden kuşku uyandırsın. fikir birliğine varılamamış, herkesin farklı düşündüğü biçimler mi var.

    anlamadım ben de.

  17. oyumben diyor ki:

    Bilginin kaynağından daha önemlisi o bilgiyi hammadde yapacak beynin gelişmişliği olsa gerek.
    Beyin ne kadar gelişmişse bilginin kaynağı o denli önemsizleşecektir..

  18. abc diyor ki:

    güvenmek
    sakın kimseye güvenme BANU diyene
    1 sen öyle mi yapıyorsun
    2 sana güvenen var mı
    2′ye zeyl : onları senin hakkında uyarmalısın
    3 güven ve yanıl
    güvenmeyip pişmanolmaktan daha mantıklı
    güvenmek eminliktir
    güvenilir olan güvenmeyi de bilir
    ”insana güven” akıl sahiplerinin ikinci belki
    üçüncü güven noltasıdır
    ama asla birinci degil
    aklıkarışıklara selam ile . . .

  19. dolphin diyor ki:

    öğretmenim, yarın iki sınavım var ve ders çalışmakta zorlanıyorum tembelliktenmi yoksa sıcaklardanmı bilinmez!

    sizce bu durum hangi kategoriye giriyor dersiniz ? :)

  20. banu diyor ki:

    *Kaknus,
    Elde ediliş şekilleri bunlardan sadece biri değil.
    Algı kapısına dikkat çekmişsin, iyi etmişsin.
    *Kacakkova, sağolunuz…
    *Çağlarcan,
    Ben de senin ne dediğini anlamadım şimdi :p Düşünüş biçimlerimizin farklılığından çok kaynaklarımızın saf olup olmadığından emin olmayışımız bizim bilgimizin güvenilirliğini azaltıyor.
    *Oyumben,
    Hmm yine sensi bir bakış :p Zaten ben daha beynimin neokorteks örtüsünü kaldııp bakmadım :p
    *Abc, ben Bhr’ye güvenirim :p Ama çok şeye de güvenemem.
    *Dolphin,
    Ah ne sınavı bu böyle…Umarım yolundandır herşey. Ve seni benim gibi tembeller kategorisine almak geldi içimden :D eheh Sıkılmazsın ben de varım.

  21. carolisolabella diyor ki:

    selamlara banu:))

    ne kadar güzel bir irdeleme bu:))
    insan hücreleri ve genlerinde taşır aslında bilgileri…
    ve her insan bir Tanrı nurudur…
    dolayısıyla bakış açılı her bilgi onun kendi realitesidir ve bir gerçektir, insan olmayan bir şeyi düşünemez, konuşamaz veya hayal edemez…
    bu doğru bu yanlış demek bilgsizlikten gelir diye düşünürüm çokça, oysa olabilirliğine ihtimal vermek bilinmeyeni bilme haline gelmektir belki de…
    insana saygı Allah’a saygıdır ve her bir varlık bir başkasında şifreli ve kapalı tutan başka bir bilgiyi tetikler ve açılımını sağlar…
    yine de kim ne derse desin kişinin beyin potansiyeli, öz titreşimi ve algısı ne denli yüksek olursa, o denli evrimleşir, tekamül eder ve bilgilenir…
    bir şeyi reddetmek en basit yoldur derim kendimce…

    şimdilik içimden geçenler …

    sevgilerle

  22. ZuLeyla diyor ki:

    Aaa Banu ses vermiş gittiği yerden… :)

    Kaynağa bakıp öyle güvenmek lazım derim ben de…

  23. banu diyor ki:

    Carolina teşekkürler…

    Zü-Leyla ses verebildim evet. Ama bazı
    siteler görüntülenemedi ( blogcu gibi).

    Teşekkür ederim. Bir süre daha uzaklardan bağlanacağım ben.

  24. kaknus diyor ki:

    hımm :)

  25. banu diyor ki:

    Dophin;

    Benimki zaten şakaydı. Senin enerji küpü olduğunu biliyorum ben. Üstesinden gelecektin tabii ki :) Ben iflah olmaz bir tembelim ama :p

    Kaknus, kaynak önemli evet. Ama kaynaktan bize geliş esnasında bizim sensörlerimizin de çok açık görüşlü davrandığı söylenemez. BU yüzden mutlak saf bilgiye sahip olmaktan kolay kolay bahsedemiyoruz.

  26. tolga diyor ki:

    Ne kadar cok sofistimiz varmis arkadas da haberimiz yokmus. Bir Rus atasozu de derki: “Sola kriz yaginca, ortaya sofistler dolar”
    Efendim, oyle yapisalcilik sonrasina gitmemize gerek yok, Gorgias bu denilenleri 3 bin yil onceden soylemedi miydi yahu?
    Hani,
    1) Hicbir sey yoktur.
    2)Olsa bile hakkinda bir halt bilinemez.
    3)Bilinebilseydi bile baskalarina aktaramayacaktik.

    Sevgili arkadaslar bosverin Baudrillard’i falan daha eskiden, taa 3000 yil oncesinden Gorgias vardi. Onu sevin once.

  27. kacakkova diyor ki:

    tolga abi yakaladım,

    ben severim georgias’ı…..
    hem sevmesek bile kaç yazar, düşüncede de bastırılanın geri dönüşü kaçınılmaz oluyor……baudrillard georgias’ın hayaleti olarak geri gelmiş olabilir….huuu…..yapısalcılığın sonrasıynan sofistlerin öncesi bir……tarihsel ilerleme yoktur :), en azından düşüncede olmadığı kesin…….bir yap-bozla oynayıp duruluyor işte….

  28. banu diyor ki:

    Erasmus:
    “… Bu acayip kıyafetle bugün huzurunuza niçin çıktığımı birazdan öğreneceksiniz (delilik kürsüye çıkmıştır.); yeter ki beni dinlemekten bıkmayınız. fakat hatiplerinize karşı göstermek lütfunda bulunduğunuz dikkati burada, sizden istediğimi aklınızdan geçirmeyesiniz. asla! beni meydanlardaki soytarıları, hokkabazları ve şarlatanları dinlemeyi adet edindiğiniz şekilde, ya da dostumuz midas bir zamanlar tanrı pan’ın müziğini nasıl dinlediyse öyle dinleyiniz. Zira sizinle biraz safsatacılık yapmak istiyorum. (safsatacalık yani sofistlik yapmak istiyorum, diyor.) bununla beraber bugün çocukların kafalarını öğrenilmesi güç birtakım saçmalarla taşarcasına dolduran ve onlara kadınlardan daha fazla inatçılıkla kavga etmeyi öğreten şu bilgiç insanlar (sofistler) gibi konuşmayacağım; eskileri taklit edeceğim; malum ya onlar, zamanlarında itibardan pek düşmüş olan bilge adını kullanmamak için, kendilerine safsatacı (sofist) adını takmayı tercih ettiler. Övgülerle saygı göstermeye gayret ederlerdi. işte ben de bir övgü yapacağım, bu, Herakles ya da Solon’un değil, benim övgüm, deliliğin övgüsü olacaktır.”
    Tolga Bey,
    Sofistlerin Felsefe Tarihi’nde alternatif çıkışlar üretmesiyle çok oluşa kapı açtı. Sorgu ve şüphe oldukça ayakta kalıcıların ayırdedilişi de daha güvenilir olacak.
    Gorgias’ın “Varlık bilgisi diye birşey var mı yok mu?” sorusu Helena’ya Methiye’den daha çok yer tutmuştur tarihte zira.
    Mesele Baudrillard’ı sevmekten çok güncel söylemi dinlemekle ilintili bana kalırsa.Gorgias’ın ruhu da şad oluyordur belki tam o sıra :p

    Kacakkova Gorgias’ı seviyor. Benim durumum da şüphecileri dikkatle dinlemek.

  29. tolga diyor ki:

    Vallahi bravo, hemen yakaladin Kacakkova arkadas :)

    Suphesiz ki Banu hanim, Kacakkova arkadasin sevgisine de diyecegimiz yok. Make love not war!

    Yine de, sofistlerin para karsiligi “felsefe” ogreticiligi yapmalarini da hatirlatalim. Sokrates pek de sevmezdi zira sofistleri, etik sebeplerden dolayi.

    Suphe etmek dedigimiz sey, her zaman var, simdilerde tu kaka edilen ve kufur edilmesi de pek moda olan “aydinlanmaci” durusta da dahil olmak uzere. Karsi ciktigim suphe etmek degil. Suphe edilmesinden de suphe edilerek Tin’in hareketinin engellenmesi. Bir tur hareketsizlik. Neyse vakit gec, ben de pek yorgunum, olasi sacmaliklarim icin de affedilmeyi dilerim.
    Iyi geceler..

  30. bhr diyor ki:

    karışmış aklımızı zeka pırıltılarıyla hale yola koyuveren,akıl sahibi ve tanımadığı insanlara “aklıkarışık” diye hitap edecek denli iyelik tertipçisi abc!
    evet ben öyle yapıyorum. bana güvenenleri uyarmıyorum.
    deneme yanılma gibi maymunlardan miras yöntemlere de itibarım yok. iki kişi arasındaki muhabbete de “konuya hakim bi abi” pozu keserek dalmıyorum hiç. emir kipleriyle,güç bela çatılmış zırvalıklara da belli bir mesafeden sadece bakıyorum.
    sen de artık dışarıya doğru parçalanma istersen. en iyisi kendi içine doğru “zeyl” et . sessiz ol.

  31. kacakkova diyor ki:

    imdi (!)

    sofistler bilginin alınıp satırlır bir şey olduğunu, bilgi sevgisi denilen şeyin kendi başına bir sahtekarlık olduğunu anlamış kişilerdi…..safsatacılıklarını alenen ilan etmiş ve alıcısı varsa bilgi denilen zerzevatı satarak yaşamaya çalışmışlardır…..sokrates’se “bildiğim bir şey varsa hiçbirşey bilmediğimdir” gibi bilgiçliklerle ahkam kesmekte, bugün hala ve belki asla kurtulamayacağımız metafiziği kurmaktaydı…..diyalektik denilen akılcılığın en gözkamaştırıcı hokkabazlık yöntemide bu sırada ruhlarımıza egemen olmuştur….sofistler diyalektik’e karşı retorik’le mücadele yürütmüşler, elbette düşünce tarihinin büyük yatağında etki gösteremeden kaybolup gitmişlerdir…..ama işte başka benzerleri gibi onlarda kavramlar üzerine düşürdükleri gölgeyle her zaman varlıklarını hissettirmişlerdir….bir derrida’nın çıkıp sokrates’e ve platon’a saldırması, bu bakımdan felsefenin karanlık tarihinde bir hesabın görülmesi olarak da anlaşılabilir…..şüphesiz bu hesap kapanmayacaktır….”felsefenin dolabı”ndaki ceset çürüdükçe çürüyecek ve fakat tarihin (ya da Tin’in, aynı şey ne de olsa!) akışında geçici bir “kriz anı” olarak görülecek bu dönem de büyük söylemlerin gürültülü hakimiyetiyle son bulacaktır……anlam, değer ve hakikata aç, onlarsız var ve asla yönetilemeyecek olan insan yığınlarının arzusu yeniden doyurulacak ve “akıl kilisesi”nin(robert m.pirsig) egemenliği sağlanacaktır…..
    bir başka krize kadar…..