yeşil var, kalp çakrasının rengi…
içsel dengeyi ve aşkı simgeler…
mavi var, boğaz çakrasının rengi…
iç kimliği ve iletişimi temsil eder…
kırmızı var, kök çakrasının rengi…
üretkenliği ve özgüveni simgeler…
peki ya mor, lacivert ve diğerleri…
onlar da ayrıntıları oluşturuyor…
farklılıklarımızı ve/veya zıtlıklarımızı…
onlar olunca birey birey olabiliyor galiba…
hmm… o biraz daha mor diğerine göre…
ondandır bu bilgeliği…
ondandır bu protest bakışı…
diğeriyse daha bir sarı sanki…
o yüzden demek bu iyimserliği…
A kara, E ak, İ al, U yeşil, O mavi: sesliler,
Diyeceğim bir gün gizli doğumlarınızı da:
Karanlık koylara, kara sineklere benzer A,
O amansız pis kokular üstünde fır dönerler.
Kır çiçeği, buhar, çadır beyazlığında E’ler,
Benzer dik buzullar mızrağına, ak krallara;
Gülüşüne İ, güzelim kızıl dudakların, kana,
O pişman sarhoşluklar içindeki, o öfkeler.
Çevreler U, yeşil denizlerin çalkantısı,
Sessizliği onca otların, yüz kırışıklarının
Bastığı simyanın geniş alınlara damgasını;
Kutsal Borazan O, yaban çığlıklar, gürültüler,
Meleklerden, acunlardan geçmiş sessizlikler
- Sen ey Omega, ey o mor ışığı Gözlerinin!
bir de lila var ya. oyh. yani yok aslında. yok renk. keşke hiç gözükmeseydi gözüme.. sırnaşık sevimsiz bir sürü renk uydurdular kuzum. en güzeli fümedir uyduruk renklerin efem di mi ? :)
BANU EKLEDİ :Orcsavarcım, zaten rgb üçlüsü mükemmel diyagramıdır. Kırmızı mavi ve yeşil perilerin huzurla yaşadığı cennettir orası :) İçkisine felsefe kattıkların oraya gidip gelirler sarkaç salındıkça.
bireyin tarihi acaba yazilabilecek mi?…
nasil?……
herkesin biyografisini toplayiversek?…..
demek ki tarih de yazilamadi henüz aslinda……
yoksa sair niye desin, “hatiralarimi yazma, tarih saniyor birileri”….
bi de gecenin rengi var ayrica…..
***
Banu ekledi:
Yazılır mı bilmem bireyin tarihi ama Adorno’nun bütüne dair söylediklerine dayansam anlar mıısnız beni? Yani şu elimizin altındaki mor tarihin saydam olmadığını inandığımı söylesem…
Ya gecenin rengi? Renklerin uyuduğu sıra sesizlikte açığa çıkar. “Budur!” dedirtir.
İş bu post toplumu fraktal varsayıp her neresinden hangi küçük kısmına bakarsak bakalım aynı yapıyı, homojeniteyi, formulü yakalarız bakışında olanlara karşıt bir duruştur.
Horkheimer’ın toplumdan sözedilirken bireyin bahsinin sadece toplumun atomu gibi anılmasından duyduğu rahatsızlığa seçim arefesi bir telmihte bulunulmak istenmiştir.
Tandoğan’da doğan obsesif kompalsif mitinglerin gerçek bireyselliğin nüvesi ayağa kalkışla yakından uzaktan ilgisi yoktur.
evet banuaanım göndermelerinizi de getirilerinizi de anlamadım. çağlara katılıyorum anlamamakta.
ayrıca füme güzel bir renktir, kabadır olsun.biz de kabayız yer yer :)
—
ha bir de konuyla alakası olsun,
ben ölünce tarihimi yazmayın. e mi.
soğuk kremalı kahvelerle dolar tüm sayfa,
torunlarım kıkırdar peşimden mazallah.
—
Banu ekledi: Ah pass füme güzeldir. Kesinlikle çok güzeldir!
Ama ben senle ilgili anılarımı yazacaktım. Hem senin torunların benimkiler kadar kıkırdamaz belki. Bakanlık kapısında kafakağıtsız mahsur kalanlar var daha :p
İşte o an dünyaya fırlatılmış hissettiğim andır. Hediegger’e saygı duyum bir kez daha şimdi bak!
Pembe de yok, lacivert de, mor da. Ve bu ne kadar gerçekse (en temel anlamıyla) siyasette ahlak olmadığı da o kadar gerçek. Bunlar birbirlerini idare ediyorlar. Tarih mi? O bir bilim değil mi yoksa? Bu şekilde Comte’un Üç Hal Yasası’nın son kısmına varırız en fazla. Eksen bu olduğu sürece özne-nesne dikotomisi varlığını sürdürmeye devam eder. Bilimadamı-doğa, sosyal bilimci-toplum, psikanalist-hasta ilişkisi bir hükmeden-mahkum illişkisidir.
Tarihin pembeyi, moru, laciverti yaratanlar için anlamı nedir? “Suyun 100C’de kaynadığını bilirsem onun ısıtıldığı zamanki davranışını öngörebilirim=Toplumun yasalarını bilirsem onların yapacaklarını öngörebilirim.” Ve “Savoir pour prévoir, prévoir por pouvoir.”
Aslında beni derdim üstünkörü genellemelerle ilgili. Morun içindeki pikseller küçük morlardan çok, mavi ve kırmızılardır. Topluluklar ortak özellikleri olduğu kadar çok da farklı yanları olan durumları da içinde tutmaktadır, bunun bilincinde olmamaız gerektiğinden bahsediyorum.
Fraktal mantığına karşıyım. Referans sisteminizi önünüzdei satranç tahtanız yaparsanız sadece taşların hareketinden bahsedresiniz, ama referans sistemim üzerinde olduğum denizse içinde olduğum gemi de hareket halindedir, satranç tahtası da, taşlar da ben de…
Sabit duruyor sandığımız kapalı kapların içinde devinim olabileceği gibi, biz de o kapla aynı sistemin hareketine tabiysek onun hareketinin farkında olamıyor olabiliriz.
Genellemedeki yüzeysellik yanılgıya itebilir. Mor oradadır. Ama o aslında kırmızı ve mavinin oluşturduğu şeydir.Ondan bahsederken kırmızı ve mavinin dalga boylarını inkar etmemiz usdışıdır.
Bireyin tarihi evet belki yazılmayacaktır ama bu bahsini ettiğimizin morun tarihi olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Zaten bireyin tarihi bahsinden hızla uzaklaşılmaktadır. Artk özellikLerimiz anket formlarına sığmakta, aynı giyinmekteyiz. Siyasal durum kamuoyu yoklamalarIyla pasta dilimlerinde boy göstermektedir.
Kollektif bilinç ve bireyin kedine dair bilinci tanımları da hala hızlı değişimde gemideki uygun kamaraya yerleşmemişlerdir ve güvertede oraya buraya kaymaktdırlar.
Hem zaten denizin dalgasının bizim zihinsel devinimlerimizle, teknik gelişmelerimizle alakası olduğu görüşündeki yanılsamalar ancak film ve kitaplardaki kahramalık öykülerindeki bireyler tarafından düşünürse hoşgörüyle karşılanabilir.
prévoir pour pouvoir
prévoir pour pouvoir
prévoir pour pouvoir..
Gemiyi değil, denizi değil, dünyayı değil başka birşeyleri referans almak lazım belki daha net ve önceden görebilmek için çok şeyi.
Hem birey önemini kaybediyor, aynılaşıyor. Onun tarihi mevcut oyunda imkansız bir sahne.
Referans düzlemi seçiminin algımıza doğrudan etki ettiğine ve hatta hayatımızın eksenini belirlediğine bir kez daha inandım, bu yazı ve altındaki yorumlarla.
Çok bilmediğim bir konu olsa da bilgisiz yorum sahibi birisi olarak belki uyandırdıkları serbest çağrışımların etkisiyle yazıyorum bundan sonrasını.
“Kuantum alanında bireysel atomaltı parçacıkları bazı niteliklerini (konum ve hız gibi) gözlenene kadar kazanamazlar. Diğer bir deyişle atomaltı parçacıklar, gözlemciler onları ölçene kadar belirli bir biçimde var olamazlar.”*
Bu fikirle hareket edince, mavi ve kırmızı mora baktığımızda var olamazlar, özde bulunsalar ve hatta özü oluştursalar bile. Fakat ne zaman ki morun bileşenleri olarak bir alt sınıfı inceliyoruz, mavi ve kırmızıya ulaşıyoruz.
Yine aynı şekilde bireyin, tarihi yazılabilecek(ki buradan layıkıyla tahlil edilmesini anlıyorum) bir algı seviyesine ulaşması için bireylerden birinin (tarih yazıcı) bireyler üstü bir referans düzlemine çıkması gerekiyor.
Gökkürede hoş bir şekil oluşturduğunu düşündüğümüz takımyıldızların, bir üst katmandan incelendiğinde münferit yıldızlar olduğu 3 boyutlu ortamda aynı şekilleri temsil etmediklerini anlamamız gibi bu referans düzlem meselesi.
Belki fazlasıyla Banu Hanım’ın söylediklerini tekrar etmiş oldum ama en azından hemfikirliğime bir gösterge olur…
Ve fakat her bilgide ulaşılan meş’um sonuç, malumat saadet getirmiyor çoğu zaman. Cehalet erdem/mutluluk olmaya devam ediyor.
Cassiopea’ya bakıp kraliçeye dair hikayeler anlatmak şahsen benim daha çok işime geliyor :)
Ben konuyu nasıl anlamışım… Seçim öncesi hararetinden olsa gerek, mazur görünüz… Şaka bir yana, tarih ‘bilimi’nin siyaset teorisi için çok önemli anlamları var. “Öngörmek için bilgi, iktidar için öngörmek” meselesindeki öngörünün kaynağından bahsediyorum. Pozitivist evredeki genellemelerin sonra/sa(na)l anlamıdır şikayetim. Morun tarihi elbette var, ve tarih varolduğu sürece mor da varolmaya devam edecek. Bu yüzden yazılmasın bireyin tarihi. Yazılabilecekse de yazılmasın. Kim bilir ne zaman, kültür yorumlarıyla alakalı olarak (sentez gibi komik bir mevzu hakkında) söylemiştimdi, bir daha diyeyim: “Kardeşim, beni tanıtlama! Herkesin tanıtı kendine!
Ve z’nin kuantum açılımı beynimde pırıltılar yarattı. Referansı için kendisine kişisel olarak teşekkürlerimi sunuyorum.
-İzzet Bey benim anlatmak istedikleirm tam olarak bahsini ettiğiniz gibiydi. Teşekkürler açıklamlarınız için.
Bu arada Kuantum Mekaniği’nde bu bahsi edilen parçacıkalrın meomentum ve konumlarından herhangi birisi bizim onları doğrulamamıza sebep olacaktır evet ama momentumun kesin değerini söyledğimizde konumun kesin değerini bilemyiz, konumun değerini kesinleştirdiğimizde momentumla ilgil tablo silikleşir. Yani her durumda varlığından emin olunan parçacık hakkında yapılacak hesaplamaların bir ayağı olasılık protezinde olacak.
Pro et Contra, evet o hiç yazılamyacak zaten. O halde tarih kepçesinde de bol olasılık maddesine rastlanması olası.
Her ne kadar konunun ana fikri ile alakasız da olsa ‘Lacivert diye bir şey yok’ u okuyunca yazmadan geçemedim…Lacivert, Türkler dışındaki milletlerden olanlar için hakikaten yok; biliyor muydun? Emre Özbek adlı bir psikoloğun araştırmaları kanıtlamış bunu; laciverti ayrı bir renk olarak algılayan sadece Türkler (veya Türkçe konuşanlar diyelim)….
Genel gecer (evrensel) bir “birey” olmadikca onun tarihi de varolmayacak kuskusuz.
Belki de bireyin tarihi degil de bireylerin tarihini yazmakla baslayabiliriz sanirim. Hatta narrative analizler bunun ilk adimi gibi geliyor bana.
Mevcut ideolojiler gercek tarihi carpitip insanlarin tarihini gormezden geldikce bireylerin tarihi resmi tarihin antagonist bir olumsuzlanmasi olarak var olacaktir. Hadi en yakinimizin tarihinden baslayalim. Kendimizinkinden…
Çok canlı bi kırmızı görüyoruz bi çiçekte, yada yeşillik alıp götürüyo bliss hallerine doğru ruhumuzu bazen. Ama aklıma geliyo kimi zaman, renklerin sahipleri olduğuna inandığımız bu objelere sadece ışığın bir kısmını soğurdukları için duyduğumuz hayranlık ne kadar doğru diye. Yani alev gibi kızıl ışıyan bir çiçek var mı?Yada yapraklarından sızan yeşille yeniden doğacağın bir sarmaşık?Yanmasak da ışısak, mümkün müdür?
yorumlar ayrı bir yorum konusu olmuş sevgili ev sahibesi ancak danubskynin kine verilecek cevabınızı beklemekteyim “yanmasak da ışısak” mümkün müdür:)))
*Başak senin bu ek bilgi girişlerine bayılıyorum ben :)
*Eleştirel Medya Günlüğü hoşgeldiniz,
Yorumunuz bana Horkheimer’ın şu sözlerini hatırlattı;
“Eleştirel düşünce ne soyutlanmış bireyin ne de bir bireyler toplamının işlevidir.”
*Ah Danub! Ne yaptın öyle! Çok vurucu olmuş son cümlen. Ben yorum köşelerinde eskitmem o cümleyi :p Şimdi afilli bir yazı da yazmayı beceremeyeceğimden en kısa zamanda renklerle anlatmayı deneyeceğim nesnedeki ışık oyunları ve ışığın aslında ne işe yaradığı hakkında…
*Bencil Kirpi ve Egosu,
Tam yorumun geldiğinde ben de Danubsky’nin yorumuna bakıyordum. Hemen carbonluğu vurgulamak mı “c” hızıyla ışımak mı sorunsalına eğileceğim :) Ama işte c=v olunca zaman duruyor, orada takılıyorum :p
yeşil var, kalp çakrasının rengi…
içsel dengeyi ve aşkı simgeler…
mavi var, boğaz çakrasının rengi…
iç kimliği ve iletişimi temsil eder…
kırmızı var, kök çakrasının rengi…
üretkenliği ve özgüveni simgeler…
peki ya mor, lacivert ve diğerleri…
onlar da ayrıntıları oluşturuyor…
farklılıklarımızı ve/veya zıtlıklarımızı…
onlar olunca birey birey olabiliyor galiba…
hmm… o biraz daha mor diğerine göre…
ondandır bu bilgeliği…
ondandır bu protest bakışı…
diğeriyse daha bir sarı sanki…
o yüzden demek bu iyimserliği…
mutlak beyaz olan kim peki..?
—
Banu ekledi: Prizmaların sırrı o da…
SESLİLER
A kara, E ak, İ al, U yeşil, O mavi: sesliler,
Diyeceğim bir gün gizli doğumlarınızı da:
Karanlık koylara, kara sineklere benzer A,
O amansız pis kokular üstünde fır dönerler.
Kır çiçeği, buhar, çadır beyazlığında E’ler,
Benzer dik buzullar mızrağına, ak krallara;
Gülüşüne İ, güzelim kızıl dudakların, kana,
O pişman sarhoşluklar içindeki, o öfkeler.
Çevreler U, yeşil denizlerin çalkantısı,
Sessizliği onca otların, yüz kırışıklarının
Bastığı simyanın geniş alınlara damgasını;
Kutsal Borazan O, yaban çığlıklar, gürültüler,
Meleklerden, acunlardan geçmiş sessizlikler
- Sen ey Omega, ey o mor ışığı Gözlerinin!
rimbaud
—
Banu ekledi: :)
bir de lila var ya. oyh. yani yok aslında. yok renk. keşke hiç gözükmeseydi gözüme.. sırnaşık sevimsiz bir sürü renk uydurdular kuzum. en güzeli fümedir uyduruk renklerin efem di mi ? :)
neyi varmış fümenin. yazık hayvana…
hem füme elini taşın altına sokmuş renktir. tamam kibar değildir ama doğası kabadır onun.
banu naaber?
***
Banu ekledi:
Meteor yağmurunda savunmasız. Yorgun.
kırmızı güzel
BANU EKLEDİ :Orcsavarcım, zaten rgb üçlüsü mükemmel diyagramıdır. Kırmızı mavi ve yeşil perilerin huzurla yaşadığı cennettir orası :) İçkisine felsefe kattıkların oraya gidip gelirler sarkaç salındıkça.
bireyin tarihi acaba yazilabilecek mi?…
nasil?……
herkesin biyografisini toplayiversek?…..
demek ki tarih de yazilamadi henüz aslinda……
yoksa sair niye desin, “hatiralarimi yazma, tarih saniyor birileri”….
bi de gecenin rengi var ayrica…..
***
Banu ekledi:
Yazılır mı bilmem bireyin tarihi ama Adorno’nun bütüne dair söylediklerine dayansam anlar mıısnız beni? Yani şu elimizin altındaki mor tarihin saydam olmadığını inandığımı söylesem…
Ya gecenin rengi? Renklerin uyuduğu sıra sesizlikte açığa çıkar. “Budur!” dedirtir.
İş bu post toplumu fraktal varsayıp her neresinden hangi küçük kısmına bakarsak bakalım aynı yapıyı, homojeniteyi, formulü yakalarız bakışında olanlara karşıt bir duruştur.
Horkheimer’ın toplumdan sözedilirken bireyin bahsinin sadece toplumun atomu gibi anılmasından duyduğu rahatsızlığa seçim arefesi bir telmihte bulunulmak istenmiştir.
Tandoğan’da doğan obsesif kompalsif mitinglerin gerçek bireyselliğin nüvesi ayağa kalkışla yakından uzaktan ilgisi yoktur.
ben banu nun 7 nolu yorumunu anlamadım. açabilir miyiz acaba.
BANU EKLEDİ: Siyasal bakışıma dair bir takım sivri-sinirli söylemlerimi ayrı bir pencereden size ulaştıracağım efendim :p
evet banuaanım göndermelerinizi de getirilerinizi de anlamadım. çağlara katılıyorum anlamamakta.
ayrıca füme güzel bir renktir, kabadır olsun.biz de kabayız yer yer :)
—
ha bir de konuyla alakası olsun,
ben ölünce tarihimi yazmayın. e mi.
soğuk kremalı kahvelerle dolar tüm sayfa,
torunlarım kıkırdar peşimden mazallah.
—
Banu ekledi: Ah pass füme güzeldir. Kesinlikle çok güzeldir!
Ama ben senle ilgili anılarımı yazacaktım. Hem senin torunların benimkiler kadar kıkırdamaz belki. Bakanlık kapısında kafakağıtsız mahsur kalanlar var daha :p
İşte o an dünyaya fırlatılmış hissettiğim andır. Hediegger’e saygı duyum bir kez daha şimdi bak!
Pembe de yok, lacivert de, mor da. Ve bu ne kadar gerçekse (en temel anlamıyla) siyasette ahlak olmadığı da o kadar gerçek. Bunlar birbirlerini idare ediyorlar. Tarih mi? O bir bilim değil mi yoksa? Bu şekilde Comte’un Üç Hal Yasası’nın son kısmına varırız en fazla. Eksen bu olduğu sürece özne-nesne dikotomisi varlığını sürdürmeye devam eder. Bilimadamı-doğa, sosyal bilimci-toplum, psikanalist-hasta ilişkisi bir hükmeden-mahkum illişkisidir.
Tarihin pembeyi, moru, laciverti yaratanlar için anlamı nedir? “Suyun 100C’de kaynadığını bilirsem onun ısıtıldığı zamanki davranışını öngörebilirim=Toplumun yasalarını bilirsem onların yapacaklarını öngörebilirim.” Ve “Savoir pour prévoir, prévoir por pouvoir.”
Bireyin tarihi yazılmasın.
Aslında beni derdim üstünkörü genellemelerle ilgili. Morun içindeki pikseller küçük morlardan çok, mavi ve kırmızılardır. Topluluklar ortak özellikleri olduğu kadar çok da farklı yanları olan durumları da içinde tutmaktadır, bunun bilincinde olmamaız gerektiğinden bahsediyorum.
Fraktal mantığına karşıyım. Referans sisteminizi önünüzdei satranç tahtanız yaparsanız sadece taşların hareketinden bahsedresiniz, ama referans sistemim üzerinde olduğum denizse içinde olduğum gemi de hareket halindedir, satranç tahtası da, taşlar da ben de…
Sabit duruyor sandığımız kapalı kapların içinde devinim olabileceği gibi, biz de o kapla aynı sistemin hareketine tabiysek onun hareketinin farkında olamıyor olabiliriz.
Genellemedeki yüzeysellik yanılgıya itebilir. Mor oradadır. Ama o aslında kırmızı ve mavinin oluşturduğu şeydir.Ondan bahsederken kırmızı ve mavinin dalga boylarını inkar etmemiz usdışıdır.
Bireyin tarihi evet belki yazılmayacaktır ama bu bahsini ettiğimizin morun tarihi olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Zaten bireyin tarihi bahsinden hızla uzaklaşılmaktadır. Artk özellikLerimiz anket formlarına sığmakta, aynı giyinmekteyiz. Siyasal durum kamuoyu yoklamalarIyla pasta dilimlerinde boy göstermektedir.
Kollektif bilinç ve bireyin kedine dair bilinci tanımları da hala hızlı değişimde gemideki uygun kamaraya yerleşmemişlerdir ve güvertede oraya buraya kaymaktdırlar.
Hem zaten denizin dalgasının bizim zihinsel devinimlerimizle, teknik gelişmelerimizle alakası olduğu görüşündeki yanılsamalar ancak film ve kitaplardaki kahramalık öykülerindeki bireyler tarafından düşünürse hoşgörüyle karşılanabilir.
prévoir pour pouvoir
prévoir pour pouvoir
prévoir pour pouvoir..
Gemiyi değil, denizi değil, dünyayı değil başka birşeyleri referans almak lazım belki daha net ve önceden görebilmek için çok şeyi.
Hem birey önemini kaybediyor, aynılaşıyor. Onun tarihi mevcut oyunda imkansız bir sahne.
Şimdilik şunu demek isterim ki yazına ve altındaki yorumlara hayran kaldım hala tekrar gözden geçiriyorum
bu yüzden
bir toparlayayım yazacağım…
sevgiler banucum:)
Referans düzlemi seçiminin algımıza doğrudan etki ettiğine ve hatta hayatımızın eksenini belirlediğine bir kez daha inandım, bu yazı ve altındaki yorumlarla.
Çok bilmediğim bir konu olsa da bilgisiz yorum sahibi birisi olarak belki uyandırdıkları serbest çağrışımların etkisiyle yazıyorum bundan sonrasını.
“Kuantum alanında bireysel atomaltı parçacıkları bazı niteliklerini (konum ve hız gibi) gözlenene kadar kazanamazlar. Diğer bir deyişle atomaltı parçacıklar, gözlemciler onları ölçene kadar belirli bir biçimde var olamazlar.”*
Bu fikirle hareket edince, mavi ve kırmızı mora baktığımızda var olamazlar, özde bulunsalar ve hatta özü oluştursalar bile. Fakat ne zaman ki morun bileşenleri olarak bir alt sınıfı inceliyoruz, mavi ve kırmızıya ulaşıyoruz.
Yine aynı şekilde bireyin, tarihi yazılabilecek(ki buradan layıkıyla tahlil edilmesini anlıyorum) bir algı seviyesine ulaşması için bireylerden birinin (tarih yazıcı) bireyler üstü bir referans düzlemine çıkması gerekiyor.
Gökkürede hoş bir şekil oluşturduğunu düşündüğümüz takımyıldızların, bir üst katmandan incelendiğinde münferit yıldızlar olduğu 3 boyutlu ortamda aynı şekilleri temsil etmediklerini anlamamız gibi bu referans düzlem meselesi.
Belki fazlasıyla Banu Hanım’ın söylediklerini tekrar etmiş oldum ama en azından hemfikirliğime bir gösterge olur…
Ve fakat her bilgide ulaşılan meş’um sonuç, malumat saadet getirmiyor çoğu zaman. Cehalet erdem/mutluluk olmaya devam ediyor.
Cassiopea’ya bakıp kraliçeye dair hikayeler anlatmak şahsen benim daha çok işime geliyor :)
* Yanlış Yönde Kuantum Sıçramaları Syf.20
Ben konuyu nasıl anlamışım… Seçim öncesi hararetinden olsa gerek, mazur görünüz… Şaka bir yana, tarih ‘bilimi’nin siyaset teorisi için çok önemli anlamları var. “Öngörmek için bilgi, iktidar için öngörmek” meselesindeki öngörünün kaynağından bahsediyorum. Pozitivist evredeki genellemelerin sonra/sa(na)l anlamıdır şikayetim. Morun tarihi elbette var, ve tarih varolduğu sürece mor da varolmaya devam edecek. Bu yüzden yazılmasın bireyin tarihi. Yazılabilecekse de yazılmasın. Kim bilir ne zaman, kültür yorumlarıyla alakalı olarak (sentez gibi komik bir mevzu hakkında) söylemiştimdi, bir daha diyeyim: “Kardeşim, beni tanıtlama! Herkesin tanıtı kendine!
Ve z’nin kuantum açılımı beynimde pırıltılar yarattı. Referansı için kendisine kişisel olarak teşekkürlerimi sunuyorum.
hayırlı cumalar Banucummm
yeni mekanın hayırlı olsun [tamam biliyorum geç oldu] :)
geldim,gördüm..gideyim:P
-Teşekkürler arkeologaaanım Büşra :)
-İzzet Bey benim anlatmak istedikleirm tam olarak bahsini ettiğiniz gibiydi. Teşekkürler açıklamlarınız için.
Bu arada Kuantum Mekaniği’nde bu bahsi edilen parçacıkalrın meomentum ve konumlarından herhangi birisi bizim onları doğrulamamıza sebep olacaktır evet ama momentumun kesin değerini söyledğimizde konumun kesin değerini bilemyiz, konumun değerini kesinleştirdiğimizde momentumla ilgil tablo silikleşir. Yani her durumda varlığından emin olunan parçacık hakkında yapılacak hesaplamaların bir ayağı olasılık protezinde olacak.
Pro et Contra, evet o hiç yazılamyacak zaten. O halde tarih kepçesinde de bol olasılık maddesine rastlanması olası.
Her ne kadar konunun ana fikri ile alakasız da olsa ‘Lacivert diye bir şey yok’ u okuyunca yazmadan geçemedim…Lacivert, Türkler dışındaki milletlerden olanlar için hakikaten yok; biliyor muydun? Emre Özbek adlı bir psikoloğun araştırmaları kanıtlamış bunu; laciverti ayrı bir renk olarak algılayan sadece Türkler (veya Türkçe konuşanlar diyelim)….
Genel gecer (evrensel) bir “birey” olmadikca onun tarihi de varolmayacak kuskusuz.
Belki de bireyin tarihi degil de bireylerin tarihini yazmakla baslayabiliriz sanirim. Hatta narrative analizler bunun ilk adimi gibi geliyor bana.
Mevcut ideolojiler gercek tarihi carpitip insanlarin tarihini gormezden geldikce bireylerin tarihi resmi tarihin antagonist bir olumsuzlanmasi olarak var olacaktir. Hadi en yakinimizin tarihinden baslayalim. Kendimizinkinden…
Çok canlı bi kırmızı görüyoruz bi çiçekte, yada yeşillik alıp götürüyo bliss hallerine doğru ruhumuzu bazen. Ama aklıma geliyo kimi zaman, renklerin sahipleri olduğuna inandığımız bu objelere sadece ışığın bir kısmını soğurdukları için duyduğumuz hayranlık ne kadar doğru diye. Yani alev gibi kızıl ışıyan bir çiçek var mı?Yada yapraklarından sızan yeşille yeniden doğacağın bir sarmaşık?Yanmasak da ışısak, mümkün müdür?
yorumlar ayrı bir yorum konusu olmuş sevgili ev sahibesi ancak danubskynin kine verilecek cevabınızı beklemekteyim “yanmasak da ışısak” mümkün müdür:)))
*Başak senin bu ek bilgi girişlerine bayılıyorum ben :)
*Eleştirel Medya Günlüğü hoşgeldiniz,
Yorumunuz bana Horkheimer’ın şu sözlerini hatırlattı;
“Eleştirel düşünce ne soyutlanmış bireyin ne de bir bireyler toplamının işlevidir.”
*Ah Danub! Ne yaptın öyle! Çok vurucu olmuş son cümlen. Ben yorum köşelerinde eskitmem o cümleyi :p Şimdi afilli bir yazı da yazmayı beceremeyeceğimden en kısa zamanda renklerle anlatmayı deneyeceğim nesnedeki ışık oyunları ve ışığın aslında ne işe yaradığı hakkında…
*Bencil Kirpi ve Egosu,
Tam yorumun geldiğinde ben de Danubsky’nin yorumuna bakıyordum. Hemen carbonluğu vurgulamak mı “c” hızıyla ışımak mı sorunsalına eğileceğim :) Ama işte c=v olunca zaman duruyor, orada takılıyorum :p
Terk et kuru davayı,
Hem ucb ile riyayı,
Mısri ko O sevdayı,
Subhane erem dersen.!
Gün gelir varlık bile…….
Yeter ki……….
Her nesneye bi mana yüklemek hastalık mı ? Ne ?
Derd u Gam u Cevr u AŞK ile..!
Bu arada senin hane tam bir fikir platformu..!
Bizim Deli…… Remzi Baba’nın mekânını geçmiş…..
Kolay gele…
Kalemine yüreğine sağlık…Dua ile….
KeLime
Sevgili Banu,
İnan son günlerde okuduğum en keyifli şiirimsi yazı:)
“BİREYİN TARİHİ” yazıldığı başımız göğe erecek; aşağıdaki YASA yüreklerimizde YASALAŞACAKTIR.
İNSAN YASASI
Carlos Heitor Cony için
MADDE I. Bu yasaya göre
Önemli olan gerçektir bundan böyle
El ele verip
Gerçek yaşam için çalışılacaktır.
MADDE II. Bu yasaya göre iş günlerinin
Bulutlu salıların bile
Bir Pazar sabahı olmaya hakları vardır.
MADDE III. Bu yasaya göre
Günebakanlar olacaktır her pencerede
Günebakanlara da tanınmıştır
Gölgede açma hakkı;
Pencereler bütün gün açık tutulacaktır
Umudun boy attığı yeşilliğe
MADDE IV. Bu yasaya göre
İnsan, insana kuşku duymayacaktır.
İnsan, insana güvenecektir artık
Rüzgara güvenen ağaç gibi
Havaya güvenen rüzgar gibi
Göğün mavi tarlasına güvenen hava gibi
PARAGRAF I. İnsan, insana güvenecektir
Çocuğa güvenen çocuk gibi
MADDE V. Bu yasaya göre kurtulmuştur insanlar
Yalanların boyunduruğundan.
Kimse kuşanmak zorunda değildir artık
Sessizliğin zırhını
Sözcüklerin silahını.
Sofradaki insana
tatlıdan önce gerçek verilecektir.
MADDE VI. Bu yasaya göre
Gerçekleşecektir peygamberin düşü
Kurt, kuzuyla otlayacaktır
Ne tat aldılarsa yediklerinden
Aynı tadı alacaklardır yine
MADDE VII. Bu yasaya göre
Doğruluk ve aydınlık hüküm sürecek
Ve insanların içinde daldalanan
Cömert bir bayrak olacaktır mutluluk
MADDE VIII. Bu yasaya göre en büyük acı
Bitkide çiçek mucizesi yaratan şeyin
Su olduğunu bilip de
Sevgi verememek olmuştur ve olacaktır
Sevgi arayan kimseye
MADDE IX. Bu yasaya göre
Alınteri taşıyacaktır emek
Ama her şeyin üstünde, her şeyden önce
Sevginin ılık tadını taşıyacaktır.
MADDE X. Bu yasaya göre herkes
Ne zaman dilerse giyebilecektir
Bayram giysilerini.
MADDE XI. Bu yasaya göre
Seven hayvandır insan
güzeldir,
Seher yıldızından bile güzeldir.
MADDE XII. Bu yasaya göre
Buyruk yoktur artık, yasa yoktur
Her şeye izin verilmiştir.
Gergedanlarla bile oynayabilir insan
Ve ikindi üstü yürüyüş yapabilir
Elinde kocaman bir begonyayla.
PARAGRAF I. Bir tek şey yasaklanmıştır.
Sevip de sevgi duyamamak.
MADDE XIII. Bu yasaya göre artık
satın alamayacaktır kimse
doğacak güneşleri
Korkunun sandığından çıkarılacak
ve bir dostluk kılıcı olacaktır para,
gelecek günleri kutlama hakkını,
şarkı söyleme hakkını savumacaktır.
SON MADDE. Bu yasaya göre
yasaklanmıştır özgürlük sözcüğünü kullanmak
ağzın aldatıcı pisliğinden
ve sözlüklerden kaldırılacaktır.
bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte
diri ve saydam bir şey olacaktır özgürlük
ateş gibi ırmak gibi
bir buğday tanesi gibi
ve insan yüreğine yerleşecektir.
Thiago deMello