“Uslu ve başka herşeyde sağduyusu pek iyi olan bir adam herhangi bir mesele hakkında aynı derecede deli olabilir.” Locke
İnanın salonda gülümseyen dudaklardaki samimiyetsizlik yanaklarından çengellerle tavana asılmış insanlardan oluşan bir manzaradan daha iyi değildi.
Ahlaka sığmaz, insanda gurur bırakmayan sinsi tokalaşmalar bence bir zehirleme oyununun prelüdü olsaydı ısınmakta olan sahneye daha iyi oturacaktı.
Dorian Gray görse hayrete düşecekti. Buradaki herkes gerçekti ama hızla yüzleri eskiyordu. Kadınlar enlerine genişliyor, kısalıyor, yüzleri içe doğru büzülüyordu. Erkeklerin yüzleri siliniyordu. Farkında olmadan deforomasyonun hızını artırırıyorlardı durmadan tırmalayıcı seslerle konuşarak.
Bitmeyen, baş döndüren, mide bulandıran müziği kimse dinlemiyordu. Zaten dikkat kesilecek olsak tersinirliği olmayan kurallarla hepimize ciddi hasarlar vereceğe benziyordu.
Sıcaklık artıyordu.
Tek kişilik azınlık hissettiğim gerçekti. Birkaçtanesi ilgilenmeye çalıştı sanırım. Yok kolay oldu kurtulması. Başka bir dilde cevap vermek en güzeliydi.
Uğultu büyüyor, döne döne beyne burgu gibi giriyordu. Çirkinleşen sahne yanlardan kopyalana kopyalana silikleşiyor, gölgeler, hayaller herşey birbirine karışarak kimsenin dinlemediği müziğin ritminden daha başka bir şeylere uyarak hareket ediyordu.
Elimi, kolumu, adımımı ya da sesimi yanlışlıkla uğuldayan ayinin sınırından geçirsem ben de hortuma kapılacaktım sanki. Bu kaybetmişliğin içinde bilincime tırnaklarımı öyle bir geçiriyordum ki, dayanılmaz hale gelmeden bu bulanmayı dindirmenin bir yolunu bulmam gerektiğine inandım. İnanmak diyorum özenle. Bunu istemedim, inandım.
Hem bu zoraki nezaketin işkencesinden kurtulmaya da uğuldayan karartıların da ihtiyacı olmalıydı.
Aynaları çağırdım. Bunu yaparak içlerinde yüzdükleri sıvıyı çalkaladım.
Aynalardan birbirlerinin gözlerinin içini gördü karartılar, büzüşen, silikleşen yüzler. Sonra gibi olmak kostümleri düştü omuzlarından, sıvıdaki dalgalanma ellerini birbirlerinin boğazına attırdı. Köpükler çıkarararak uğuldadılar. Su kaynıyordu bir yandan. Üzerinde bulunduğumuz kavisli düzlemin altında yanan birşeyler vardı.
***
Bilmiyorum hangisi daha iyidi. Ama bu çalkantı, ilk sahneden daha gerçek olduğu için orada öylece kalmasıyla beni rahatsız etmeyecekti. Buna rağmen içinden kabarcıklar çıkaran sıvıyı lavaboya döktüm.
***
Mikrofondan gelen ve ortamdaki anlaşılablir tek ses olan “…Elçi Bey teşrif edemeyecekler…” duyurusundan önce ve sonra olan bitenler benim hiçbir seremoniye davet edilmemek için bundan sonra büyük çaba sarfetmem gerektiği sonucundan daha fazlası demekti.
***
Sahneyi asıl çalkalandıran parçalanan ve karışan yüzleriydi.
Bulanan su duru olmak istedi. Daha da çalkalandı verilmiş ivmeyle.
***
Akledilebilecek olandan daha karmaşık bir denklemi vardı kızgın saca düşen su damlacıklarının. Ve sacla temastan sonra nereye sıçrayacaklarını hiç birimiz kestiremiyorduk.
Her karşılaşma, her toplanma, her konuşma, her yazma, her çizme kızgın saclar üzerinde olup bitiyordu.
Kelimler, kağıtlar sıçrayan damlanın yeni konumu tayin (aslında tahmin) etmek ve durumu tasvir edebilmek için kullanılıyordu daha çok.
***
Lavaboda döne döne gözden kaybolan sıvının viskozitesi umrumda bile değildi. Bardağı kırmadım, yıkayıp rafa kaldırdım.
İmajiner eksenden orijine geçtim. Birazdan reel eksende yapacağım iş görüşmesinde Dorian Gray’i hayrete düşürme rolü bana verilecekti belki!
Bakalım bizim suyla gidere karışmamız ne zaman olacak…
-Banu orijinden bildirdi-

bi sıkıntı var banu ya uzun uzun bakakaldım
hala bakıyom hatta pass tarafından öteleniyorum yani dibimde dizimde yöremde passla olan bu ilişkimize bir boyut kazandırma çabaları için postunuzu seçtik affola bir bardak su getirdi şimdi onu içiyom su gibi berrak olasın emi derken anlamışsındır kayış falan kalmadı bizde aha bu pass kopardı gece boyu bilumum bişeyler yedirdi hep bana ondan bu zırvalarım kusar gibi yazdım
Çok pek çok kıymetli Kirpi Hanım,
Şimdi ben sıkıntının ben de olduğunu biliyorum ama postsal oluşumlarda da manyetik alan oluşturup okuyucunun ibresine müdehalesinin olup omadığını araştırıyorum. Ama sana bulaşan sıkıntısal değişim; kayışını koparmış olman parametresiyle, Passaanımın yanında yörende olması parametresiyle birleşince sonuca ulaşmam zor oluyor. Bunları düşünürken buzdolabının üst raflarındaki depoları sensiz açmayan Pass hanıma da hürmet etmeyi görev bildim :)
İlişkiye boyut kazandırmakdan çok psişik arızaya sebeb olmasından endişe edilen, hologramik varlık sorununa çözüm bulamayan postumuzu şenlendirdiniz efendim:)
delilikle su arasında nasıl bir ilişki var?……orji dünyanın neresidir?….iş görüşmesinin sonu ne oldu?….
Burada kahramanımızın gördüğü tüm o gürültücü güruhun yüzdüğü bir sıvı var. Farkında olmadıklarını varsayıyoruz. Havada, esirde, boşlukta olmalarından başka birşey sıvıda olmaları. Su denince akla hayat, saflık gibi kavramlar gelirken tek kişilik azınlığın (sahnenin delisinin) gözünde ölümcül bir zehir ya da kirlenmişlik demektir.
Yani alışık olduğumuz düzleme delinin gözlüğünü takarak baktığımızda “belki de herşeybaşkabirşey” sözünü tereddüt etmeden söyleyebileceğiz belki.
Sıvının adını geçmesinin bir sebebi de bu insanların kendi iradelerinden çok dalgalanmaların, başka itkilerin sebebiyle hareket kazanıyor olmaları, ya da bilinci havuz gibi düşndüğümüzde havuzumuzun suyunu bulandırdıklarını düşündürüşü de sayılabilir.
Ya da suyun içindeki indis hesaplarından etkilenip herşeyi olduğundan daha farklı yerde, daha defrome olmuş(kırık) gösteren sıvıyı seçtim kendime :)
Ya da dünya aslında akvaryum hepimiz de balığız demek istedim, bilmiyorum ki. Gördüğüm herkesin yüzdüğüydü :)
Reel düzlem günlük hayata dair şeyleri, imajiner eksen de tüm yazma çizme, hayal görme, uyuma, delirme, çıldırma eylemlerini kapsıyor.
Orijin ise kendinin farkındalığı, bilincin uyanıklığı ya da henüz uyanmışlık demek burada.
Yaramaz ve hiçbirşeyde sağduyusu olmayan bir adam herhangi bir mesele hakkında aynı derecede akıllı olabilir mi ?
***
Banu cevap verdi:
Olur Oyumben Hocam. Asıl o olur!
olabiler
****
Banu cevap verdi;
Olur tabi :)
Güsel. Çok hem de.
***
Jazetta, hoş geldiniz ve teşekkürler.
yok, bu yazıya yazık olmaz. yazık olamayacak kadar yazı zira..
:)
bunu sen yazdın değil mi kevserim banum katrem ?
Dreamsact;
Unutulmaya yüz tutumuş satırlarımı bir gören oldu diye sevindim ben şimdi :)
Dolphin;
Niye ki? Surat asıp köşede oturmak yakışmadı mı bana ?
“Kağıt mı? Ne kağıdı? Kağıt, efendimiz yazmak için. Ne yazmak için? Benim büyük ve mustarip bir ruhum yok ki Olric.” Syf.581
Demek ki bazılarının ruhu büyük ve mustarip. Bu durumda aynı kitaptan başka bir cümle imdada yetişiyor:
“Tanrı, tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin.” Syf. 438
Benim fikrime göre sizi anlatan cümlelerdi bunlar. Kendime uygun bir şeyler de buldum kutsal kitapta onu da söyleyerek bitireyim efendim:
“insan beyninin böyle farklı güçte olması, birinin yazdığını, ötekinin okuyacak kadar bile zekaya sahip olmaması çok üzücü.” Syf. 579
yok ondan değil! aman sende bozma kuralı bunalım takıl tamam mı cicim!
içinde hoş betimlemeler var seni tebrik etmek için sormuştum…
kafayı tırlatmak üzereyim bana şefkat göster bol bol yoksa dolfin cidden deliler ülkesinde alacak yerini…
ben yorum yazmaktan çok korkuyorum baağğnuuu bak pağmaklarım bile titriyor. ama yorum yerine ben sana “ronda de sanabria”yı mıırldanıciiim içli içli…oyh :)
çiçeklerini sula oldu mu kuzu?
adorno’yu ben okurum :)
Slm,
“İmajiner eksenden orijine geçtim. Birazdan reel eksende yapacağım iş görüşmesinde ….” laflarına bayıldım.
Bütün yazılarını okudum ama hepsini anladığımı söyleyemem. Anlaşılamamaktan korkmuyor msun??
*İzzet;
“Tutunamayanlar” hmmmm. Benim de bir Olric’im oldu hep…
“Düşünceler göklere yükseliyor, fakat vücut toprağa bağlı…” (Syf.307)
*Dolphin;
Deliler ülkesi daha güzel halbuki…
*Ya Pass… Saçlarıma kar yağarken banklarda oturup düşüneceğim yalnız yalnız :P
*Kuday;
İki kere meslektaşımsın ama “Üst Kuarkın Çeşni Değiştiren Nötral Akım Bozunumları” falan anlatmaya başlasan ben de seni anlamayacağım zaten :P
öte
candan öte
sözden öte
dilden öte
anlatmak öte
anlamaktan öte
bir şeyler var bu yazı:)))
“Uslu ve başka herşeyde sağduyusu pek iyi olan bir adam herhangi bir mesele hakkında aynı derecede deli olabilir.” Locke
bu sözü çok beğendim;)
bulandıkça dökecen
dolandıkça çözecen
söküldükçe dikecen
umut hayal hülya
ne bulursan kaldır at
bak nasıl eder rahat
huysuz kelle-i şerifat
Selam, bir ara kendimi -gider-de hissettiğimde şaka olmalı tüm bunlar derken aşağıdaki şiirciği karalamıştım, kaos’u sevdiğimden olsa nerde bir gider görsem zaten oraya dogru yüzerim, kaos berekettir desem, güler misin aglarmısın , kaos olmasa onca eğlenceli ve eşzamanlı raslantı olmazdı hayatımızda,
Gitmek de mümkündü,
Sınırda yaşamayı seçtim,
Kızmak da mümkündü,
(Birine kızdım, ama kendim için değil,)
Hüznün arkadaşlığını seçtim.
Kalabalık olmak da mümkündü,
Yalnızlıktaki gölgemi seçtim,
Yalvarmak da mümkündü, ömür boyu,
Bir kez de olsa küfretmeyi seçtim.
Mutluluğa hapsolmak da mümkündü,
Özgürlüğü seçtim.
Başka başka olmak da mümkündü,
kendim olmayı sectim.
Bira içmek de mümkündü, rüzgarda püfür püfür,
Dolunayda şarap içmeyi seçtim.
Yaşamak da mümkündü, şimdi,
Ertelemeyi seçtim.
Akıllı olmak da mümkündü,
Aklımı başımdan atmayı seçtim.
Bir evde olmak da mümkündü,
Balkonda olmayı seçtim.
Gökkuşağının tüm renkleri mümkündü,
Şeffaf olmayı seçtim.
Bütün bunların şaka olması mümkündü,
Ciddi olmayı seçtim,
teknoloji kötü bişi
Sevdiğim kötü şeylerden biri :)
hımm…
tek kişilik azınlık hissedip aynaları çağırmak…
orijinden, reel düzlemin imajiner eksenin gözünü kamaştırmak…
ince iş…