Savaşı Gabriele Başlattı

İnsanın şuuruyla gerçek hayat arasında, kalınlığı sihirli kelimlere bağlı bir diyafram gerili.  Bazen kalın ve  tecrit edici. Bazen de sinsice göz kırparak kayboluyor birbiriyle karışsın her şey diye. Adlar yeniden verilsin, formlar değişsin, her şey başka bir şey olsun diye.

Ben onun kayboluşunu ilk seninle tanıştığım yıl gördüm Gabriele.

Yazarı ben olmayı nasıl da istediğim kitabında; tumturaklı zahitlik rüyalarında, bunu bazen örtbas ettiğin saf su yüzeyinde dengede durma savaşına yenilmeyen melekelerinde, kendini bir deniz perisi boyu gibi farklı hissettiğin kökünden ayrı düştüğün anlarda, ölümden çok insan yıkıntısındaki yaşama hayret edişinde bıraktığın kırıntılarda yolu buldum.

Bulduğum yola açılan ve tavanlara uzanan kütüphanende  belki sen Nietzsche’nin süperkahramanı ya da Nietzsche senin süper kahramanın olarak hep oradasınız. Durmadan dolaşarak konuşuyorsun. Michetti’nin gözlerine değil ruhuna baka baka anlatıyorsun.

Faşistsin, kibirdesin, ölüsün!

“Sevdiğin kitap?” dediğinde biri bana, o yıldan beri Demetrio’nun yayından çıkan ilahi bir keman ezgisinden, Giorgio’nun durmak bilmeyen çıldırmış zihninden, İppolita’nın tanrı bildiği uçurumda bıraktığı aşktan, aslında asla iflah olmaz bir hakim olma, kaybedilmiş ruha ait parçaları bulma, sonumun iplerini kendi ellerimle çekme dürtüsünden parçalar koşuşturararak sahnede bir önceki bıraktığım yerlerine yeniden yerleşiveriyorlar.

Çıldırmışsın, zekanın ağırlığı altında savunmasız bir kurbansın. Bu yüzden kocamansın!

İppolita’nın hasta solgun yüzünü, bileklerindeki fışkırmak isteyen kanı tutan şeffaf  -herşeyden habersiz- damarları, tanrıyı mabette bilen  kuş beyinlileri,  kendini kaybedip yeniden bulmaları, damar atışının nasıl dinlemek zorunda bırakılan çekiç sesi cezasına döndüğünü, soluk almanın nasıl defalarca ölmeye denkleniverdiğini… Hepsini, hepsini, hepsini sendeki gibi tarifsiz bir sihirle ben anlatsaydım.

Estetik düşkünüsün, Michetti’siz  kalsa kütüphanen, dilsizsin!

Senin anıldığın sohbetlerde kahve buğusunda oynaşan ruhsun.

Tombul elli, cübbeli bir adamın  ikonayı anlatırken takındığı bilgeliği yerden yere vuracak tek kelimeden kurşunu atacak sembolistsin. Orvietto’da dilek ağaçlarında sallanan kağıtlar senin kıvranan bilincin.

Katilsin!

Bana perdelerin yokolabileceğini gösteren pelerinli, tek gözlü, tılsımlı bir askersin. Acımasızsın.

Baharın kutsal soluğu iyi gelmiyordu muhtemelen  sana.

İnsanın evreni diye birşeyler çizseydik bile beraber; bana uçurumlarından bahsetmezdin eminim. Alnında gizlediklerinden de.

Ben de senin kalemini oracıkta kırarak herkesi senden korumak  istediğimi ya da  kelimelerinin kızgın yağ damlalarına dönüşüp birgün kurbanlarını eleğe çevireceğini söylemezdim sana.

Prenssin, pilotsun, şairsin, gözünü kan bürümüş katilsin!

Günlerin Tortusu mimledi,  Gabriele D’annunzio’dan Ölümün Zaferi ‘ni seçtim.

…………………………………………………………………………….



Both comments and pings are currently closed.

12 Responses to “Savaşı Gabriele Başlattı”

  1. metin diyor ki:

    Sevgili Banu.

    Sizden o kadar umudu kesmiş ve o kadar kırılmıştım ki çekip gitmenize, bakamadım kalbim üzülecek diye terkettiğiniz mekanınıza… Dönmüşsünüz meğer çoktan, ve ben salak gibi farkedememişim bunu… Hatta geçen gün sesinizi benim orada duymama rağmen… Salağım ben, salak! Şimdi kendimi nasıl affettiririm acaba, bir bilsem…

    Çocuklar gibi sevindim dönmüş olduğunuza… Çok sevindim. Sağolun siz, varolun, varkalın hep. Bu boktan dünyayı zenginleştiren nadirattansınız siz.

    Bakalım, şu depresif çukurdan bi çıkabilirsem bu sevincimi böyle iki satır lafta bırakmam, söz.

  2. metin diyor ki:

    İlk noktam virgül olacak elbet…

  3. Banu diyor ki:

    Merhaba Metin Bey, teşekkür ederim. Depresif çukurlarda da, dışında da yabancı değiliz hiçbirimiz hem. Böyle ince karşılanacağımı bilsem daha erken dönerdim ben ;)

  4. Atilla Aktuna diyor ki:

    Bayan Pluie,

    Yazınızın ritmi kasım yağmuru gibi olmuş, sürekli yağıyor. Bazan artarak, bazan azalarak.

    D’Annunzio’nun Türkçe’de çevirisi yok araştırdığım kadarıyla (Yazarı ilk defa duyuyorum ayrıca). İtalyanca da bilmiyorum. Ama bu yazıdan sonra okumak ‘farz’ oldu…

    Teşekkür ederim.

  5. Banu diyor ki:

    Merhaba Atilla Bey,

    Ali Fahri çevirisini atlarsak Feridun Timur’un MEB‘den -Altın Kitaplar Serisi’ydi sanırım -1969′da bir bir çevirisi olacak.

    Şehir kütüphanelerinden birinde yine F.Timur(1971) çevirisi olan Masum’un talihsizlikle Namus diye ciltlenmiş olduğuna şahit olmuştum :) Masum( L’Innocente) filmleşecekken Visconti’nin ölümüyle çekimin 76′da yarım kaldığını okumuştum İmge’de.

    Şimdi bakınca sadece Masum’u ve Şiirlerini sahaf ilanlarından bulabildim.

    L’Innocente’yi 64′de Nasuhi Baydar da Sığıntı adında çevirmiş.

    G.D’annunzio’ya ait Giovanni Episcopo’nun Episkopo ve Şürekası (Remzi Kitabevi) adında Cezmi Tahir Berktin çevirisi ve Il Piacere’nin Şehvet Çocuğu ( İnsel Kitabevi) adında Avni İnsel çevirisi var.

    Ama benim favorim aynı nevrotik-reflektif adamın karmaşık zihninin hızı ve şüphelerinden kurtulmak için seçtiği akılalmaz yolların itiraflarıyla dolu Ölümün Zaferi ve Masum her zaman ;)

  6. ElestirelGunluk diyor ki:

    Yani simdi en boyle mi orenmeliydim senin yeni mekanini? Kizdim simdi… Insan bi davet ederdi acilisa…

    Henuz cozumleyemedim su atopya meselesini ama yine de hayirli olsun yeni mekanin. Atopya utopya olmayan bisey mi demek yoksa anti olmak gibi bir misyonu mu var?

    Umarim anti degildir. Sadece olmayan a’lardandir. normal vs anormal, priori vs apriori, sosyal vs asosyal gibi…

  7. Banu diyor ki:

    Merhaba Eleştirel Günlük,
    Bu subdomain kimsenin bilmediği halde çoktandır duruyordu günlüğün veritabanı adresimde yedeklensin diye. Yeniden bloglayanlara özenince burada buldum kendimi Little Drop of Poison’da bir linkle işaret verip.

    Atopya‘nın bir hikayesi var aslında.

    Ama ilk bakışta uzam bahsini aradan kaldırma teklifi olarak görülmesini istedim. Zamandan bağımsız değerlendirme önerim hoşlukla karşılanınca bu sefer de “Uzamdan Bağmsızlık” bahsini açmak istedim. Yakın ve uzak kelimelerinin karşılığı olmayan bir dilin konuşulduğu, mesafenin öldüğü, sınır ihlallerinin mübah olduğu boşluktan evrilen bir sığınak niyetine.

  8. Elestirel Gunluk diyor ki:

    Valla sen su Atopya’yi biraz daha aciklayici yazmak zorundasin cunku bayagi merak uyandiriyor. Bir suru de soru…

  9. Banu diyor ki:

    Ben kendi dilimle buradan anlatma sözü vereyim o halde :)

  10. Elestirel Gunluk diyor ki:

    Hem kimbilir belki yeni bir kavram kazandirirsin literature…

  11. n_marmara diyor ki:

    benim aklima bir tilki hikayesi gelir, ama neyse.

  12. Kitap diyor ki:

    Sitenizi rss ile takip etmeye calisiyorum. Yazilarinizin devamini beklerim…