pluie et son parapluie

*oyulan, gölgelere boğulan bir çıkmazda hızla sıkıştığım ,eridiğim, söylemekle söylememek arasında tedirgin bir sarkaç olduğumdan en emin olduğum gün*

yan masadaki çift decaff istedi
kahve olmayan kahverengi bir sıvı neden içmek istenirdi ki?

özünden arındırılmış bir şeyi içtiğinde insan keyif mi alır? ya da keyif aldığını mı hayal eder?

kahve içerek keyif al” ve “kahve sağlığına zarar verici olabilir” uyarılarını aynı anda dinliyorlardı.

kahve içmek“le “içmemek“i bu yüzden aynı anda yapıyorlardı.

*sen cennet gibi olduğun için kıskaçtan çıkıp, gelgitlerimi durdurup, hayalden salıncağımdan inip boynuna sarılmak istediğim gün*

xanaxla şampanyayı aynı anda içen birer glamourama kahramanı olduğunu düşündüm o çiftin.

şampanya heyecan vericidir” ve “xanax sakinleştircidir” diyordu uyarılar. kahraman sadece birini değil, zıt olduğu halde her ikisini dinliyordu. durmadan bunları içiyordu.

*yandaki çifti de , glamourama kahramanını da anladığım gün.*

söylemekle söylememek arasında kıvranan ben için de bir decaff var mıydı?

denizleri olan şehirlere kapılmak gibi, beni anladığına inanmam gibi huzurlu zamansız noktalar?

*tom waitsin durmadan “but I feel much cleaner after it rains” dediği gün.*

kalbim artık dinlensin diye sanki

incecik, daha büyümemiş, uslu bir yağmur indi.

söylemekle susmayı aynı anda yaptım,

çok ağladım.



Responses are currently closed, but you can trackback from your own site.

One Response to “pluie et son parapluie”

  1. Banu diyor ki:

    bB yazıya http://www.bagimsizdenklem.com‘da yapılmış yorumlar:

    1. Elestirel Gunluk diyor ki:
    11 Mayıs 2008, 01:33 tarihinde.

    “özünden arındırılmış bir şeyi içtiğinde insan keyif mi alır? ” Almamali de mi? Oysa hayat nerdeyse ozunden arindirilmislikla barisik olanlarin basarili, digerlerinin basarisiz sayildigi bir test ortami olmus coktan.
    2. simon blue diyor ki:
    11 Mayıs 2008, 08:37 tarihinde.

    Aslında o kadar karışık değil. Hem kahvenin tadını, keyfini, hatta tüm bir kültürünü istiyorsun hem de uykuna etki etmesin istiyorsun. Hele gayet ciddi bir uyku sorunun varsa o zaman ya yarım yamalak olarak görülebilecek seçeneği seçiyorsun, ya da kahveyi hayatından çıkarıyorsun (ya da hiç sokmuyorsun).
    Bu durumda kahve eşittir kafein mi diye sormak lazım. Tiryakileri hiç uğraşmasalar mesela hazırlamasıyla veya almasıyla da direk kafein tabletleri alsalar olur mu? Veya kafeininden ayırtılan kahve çekirdeklerine artık başka ad mı vermek gerekir? Aynı veya yakın bir tada sahip olamazlar mı? “Coffee contains over 400 chemicals important to the taste and aroma of the final drink; this effectively means that no physical process or chemical reaction will remove only caffeine while leaving the other chemicals at their original concentrations.” diyor bir internet ansiklopedisi. Yazık tabi. Ben kolayı da şekerine dokunmadan (belki azıcık azaltıp) kafeinsiz yapsınlar isterim. Onda nasılsa sonradan ekliyorlar.

    Ama bir gün Starbucks’tan birşey alırsam satıcı çocuğa semi-decaf yapıyor musunuz demeyi düşünüyorum. O beni başka bir dilde anlamayacağından benim böyle demem mazur görülebilir de senin yan masadaki çiftin decaf istemesinden çok decaf demesi bozuk bence.
    3. Banu diyor ki:
    11 Mayıs 2008, 10:20 tarihinde.

    dekaf(ya da benim sandığım üzre decaff) kelimesini duymakla çoktan kafeinsiz kahve, şekersiz tatlandırıcı, nikotinsiz sigaralar hakkında düşünmeye başlamıştım bile. belki de çiftin istediği dekaf adında bir çay türü bile olabilirdi. ama o sırada ben özünden özü çıkarılmışlık olarak “diyememe”yi, büyük bir risk olarak da “söyleme”yi sorguluyordum aklımda.
    4. simon blue diyor ki:
    11 Mayıs 2008, 11:20 tarihinde.

    light bira bira değil. diet kola marketlerde ayrı tezgahlarda satılmalı. şekersiz kimyasal tadlandırıcıları seveni de sevmem.
    ama, bazı şeyleri de biraz hafif yaşamalı. herşey en hardcore, en derin, en koyu haliyle olunca çok ağırlaşıyor hayat. bazen sert bir brendi iyidir, ama bazen de tatlı, hafif bir şeri.
    gerekirse olduğundan da hafif görmeli. bazı şeyler var, çok ağır anlamlar yüklüyoruz, oysa bir parça esnetmek, içindeki espriyi görmek hem değerini değiştirmez hem de ‘iyi gelir’.
    (biraz çekiştirdim galiba konuyu).
    5. Banu diyor ki:
    11 Mayıs 2008, 12:04 tarihinde.

    aklını ifratla tefrit ülkeleri arasında saniyelik konaklamalar yapan bir sarkaç topuzu gibi hissettiğinde insan; yağmur gibi esnetici, yumuşatıcı lütuflar iyi geliyor kesinlikle.
    6. tolga diyor ki:
    11 Mayıs 2008, 17:37 tarihinde.

    ozu cikarilmislik olarak demek ya da buyuk risk alarak soylemek?

    bence bunlar zamana yatirilmis, dayandirilmis sezgilere birakilmali.. oyle gun gelir, risk alamam, yani alacagim risk biliyorumdur ki “o an icin” kazanacagim seyi yitirmeme gercekten yol acabilir. O zaman riski, dogru zamana birakirim, ki o zaman da risk sayesinde kazanabilecegim cok sey olur.

    bence de esneklik, hayatta bir esneklik payi birakmak lazim. sonra yaptiklarimiz sonucu sorumluluklari da kabullenmek var tabii. Kafeinli kahvemi iciyorum diyelim, sonucunda ne olacagi sorumlulugunu da en bastan kendi uzerime aliyorum. Yani Simon hakli bence, kafeinsiz kahve icenlere hemen karsi cikmamak lazim. Eger gercekten kafeine karsi acaip bir duyarliligim varsa, bu durumda hemen kahramanlik yapmaya kalkisip, kahveyi ta dibine icmek ne akillica ne de etik birsey. Kahve icemiyorsam, onun yerine gidip, sigara icerim, light olmayan cevizli baklava yerim.

    Sorun kendimize guvende biraz da. Bu da etik’i bireyden alip, komunitenin eline veriyor. Otekiyle ilintimi bir kenara atip, sadece kendi uzerimden hesap yapmak ustune kurulu bur etik algilayisina da artik daha fazla supheyle yaklasiyorum. Cunku “uniform” bir ben yok, ben ve baska bir ben ve baska bir ben var. Yani ben ancak sen’le ve biz’le var.
    7. passive diyor ki:
    11 Mayıs 2008, 18:28 tarihinde.

    ağlama.
    durma göğe bak.
    bak ki aynısı bizim de ruhumuzu sıkıyor tepemizin üstünde.
    göğe bakamazsan yonca tarlasındaki ata bak, güvercinlere bak.
    öyle abidik gubidik kitapları da okuma.
    8. diyor ki:
    11 Mayıs 2008, 19:40 tarihinde.

    abidik kitabı okumadım tam. karşıma çıktı :)
    atı yoncalıktan aldılar bir saat önce, yarın yine gelecekmiş.
    nasıl sessiz, güzel bir yer…

    kendime katre dediğim zamanlar şurada da bahsetmiştim:

    Ve elbette göğe bakalım;

    “İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
    Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    Bu evleri atla bu evleri de bunları da
    Göğe bakalım”

    t.uyar
    9. metemorfoz diyor ki:
    12 Mayıs 2008, 23:19 tarihinde.

    ve hatta başka hiç bakmayalım
    ikisi de değil ama ne yazık
    yalnızca biri
    ve hepsi zaten
    biricik.
    10. Banu diyor ki:
    13 Mayıs 2008, 11:23 tarihinde.

    “herşeyden öncesine döndü geriye kalan hiçbirşey..”

    mEtEmorfoz! yeniden okumak ne güzel ;)
    11. z diyor ki:
    13 Mayıs 2008, 21:51 tarihinde.

    Gemiler gene gelip gidiyor
    Dağlar kararıp aydınlanacaklar
    Ve o kadar
    Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
    Sonbahar geldi hüzün
    Kış geldi kara hüzün
    Ey en akıllı kişisi gündüzün
    sevgim acıyor
    Kimi sevsem?
    Kim beni sevse?

    :)
    12. Banu diyor ki:
    13 Mayıs 2008, 22:07 tarihinde.

    mmm… çok göğe bakıyoruz hepimiz ;)

    “Güzel gözlü bir çocuğun bile
    o kadar korunmuş bir yazı yoktu”