ek-stasis

ekstatis

Hesaplanamaz birşeyi anlamlandırmaların yokluğunda , dili tehlikeye atmak pahasına da olsa boşluktan anlam çıkarmak gerekir. Demek ki şiirselleştirmek gerekir ve olayın şiirsel adı, bizi öngörülerin alev almış çemberinden kendi dışımıza fırlatan şeydir.


Banu: Sevdiğimiz dilden konuşalım mı?
Kanonik: Olur.
Banu: Sonsuz maviden cümleler kursan sen mesela.
Kanonik: Tamam. Sen çoğu renklerini söndür ama.
Banu: Kırmızı kalsın mı?
Kanonik: Tabii ya. Bir de gri. Tam ay vakti şimdi.


* Resimdeki dizeler:
“Wurfscheibe, mit
Vorgeischten besternt,
wirf dich
aus dis hinaus.” Paul Celan

* Kanonik:
Yarı hayal-yarı gerçek kanonik karakterin kısaltılmışıdır. -Matematikte kanonik bir kavramın “doğallığını” ve “benzerinin olmayışını” belirtmek veya önemsiz bir ayrıntının “koordinatlardan bağımsız” olduğunu göstermek amacıyla kullanılır.-

*Ek-stasis:
“Yunancada vecd anlamına gelen ekstatis kelimesinin düz çevirisi “kendinin dışında olmak”tır ( ya da kendinden geçmek ). Heidegger literatüründe bu düzanlama da gönderme yapabilmek için ek-stasis şeklinde tireli yazma teamülü oluşmuştur.”



Responses are currently closed, but you can trackback from your own site.

One Response to “ek-stasis”

  1. Banu diyor ki:

    Bu yazıya http://www.bagimsizdenklem.com‘da yapılmış yorumlar:

    1. passive diyor ki:
    10 Şubat 2008, 21:44 tarihinde.

    peki o içilen ecstasyler onlar hakkında ne diyor heidegger..kendinin dışına nasıl çıkarsın ki hava çok soğuk..
    kanonik ne demek bi de?
    dolores oriordan da son albümünde “ecstasy misunderstood” gibi bi şarkı söylerdi..
    neyse tansiyonum beşe düştü ben sıfır olsun isterdim ama yoook ille inatlaşacak benle :)
    2. Elestirel Gunluk diyor ki:
    10 Şubat 2008, 22:21 tarihinde.
    Siz kac dil biliyorsunuz sahi?
    3. Elestirel Gunluk diyor ki:
    10 Şubat 2008, 22:24 tarihinde.

    Siirsellestirmek guzeldir ama tehlikelidir de. Cunku siirsellestirmek tanrisallastirmak gibi bir seydir. Yeniden yazilamaz, yasanamaz. Yani yalnizliktir da…
    4. Bohem Akşamları diyor ki:
    11 Şubat 2008, 03:19 tarihinde.

    Badiou.. ah eski alışkanlıklar.. ah fildişi kulelerde oturup ahkam kesmeler.. ah entel ukalalıklar..
    ve Badiou.. dünyayı kurtarmaya soyunmuş don kişot..
    Kant’ın “la paix perpetuelle” umutları üç yüzyıla yakın zamandır raflarda bekliyor.. yap boz tahtası.. les nouvelles menaces et les nouvelles recettes.. laf olsun işte..
    şiirselleştirilmiş evrensel bir felsefi kurgu var iken…
    rastgele…
    5. tolga diyor ki:
    11 Şubat 2008, 06:09 tarihinde.

    Verdigin alinti (Badiou alintisi galiba) cok guzel imis. Siirsellestirmek gerektigine her zamankinden fazla inaniyorum ben de… Siirsellestirme sonrasi cikan sihirli gazin etkisiyle sarhos olabilmek icin bile buna deger. Hele ay vakti ise ve kirmizi, gri ile mavi renklere boyaniyorsa sozcukler.. Hay cok yasa sen :)
    6. Banu diyor ki:
    11 Şubat 2008, 18:00 tarihinde.

    *Passive the Painter;

    Hedidegger ecstasyler konusunda birşey diyemeyeceğini söyledi bana, sadece “başka var mı?” dedi :P

    *Eleştirel Günlük;

    Zerre yunancam yok. Ama dillere istidatım olduğu konusunda mütevazi olamam :)

    Şiirselleştirmek elde olmadan, pahasını göze alıp da kendinin dışına fırlamaya can atmak biraz da. Ve çoğu zaman kocaman bir yalnızlık, evet…

    *Albatros,
    Surrey durağından Leviwsham’a doğru alnımı cama dayayıp gördüğüm her zerreyi şiire çevirebilmek isterdim. Bunu yapmak için ertesi gün doktor yüzü görmeyecek olmak ya da eve dönüş fikrinden tamamen uzak olmak gerekiyor ama.

    Evrensel felsefi kurgu ve ölüsünden dirisine hepimizin kendi yap-boz tahtaları… Hem çelişsin, hem çakışsın…

    *Tolga, teşekkür ederim.
    Güzel sarhoşluklar için çok şeye değer…

    ***

    Evet Badiou alıntısı tırnaklar içinde olan.
    Badiou bölümü şöyle bağlamış;

    “Şiir kendini dilin içinde buyruk olarak ortaya koyar ve bunu yaparken de hakikatler üretir. Felsefe hakikat ürtmek yerine hakikatleri varsayar. Ve anlamdan ne ölçüde ayrıldıklarına/koptuklarına bağlı olarak, bu hakikatleri çıkarma yoluyla paylaştırır. Felsefe ayrılığı/kopuşu çerçeveleyen ve sınırlandıran argümanın ancak kendisini mümkün kılmış olana (yani bir hakikat usulünün fiili tekilliğine; banyodaki, örtüdeki, anlamın kaynağındaki tekilliğe) geri dönerek ayakta tuttuğu şeyi tam da bu ayrılığın/ kopuşun sergilemesi gereken yerde başvurur.” Sonsuz Düşünce
    7. kacakkova diyor ki:
    12 Şubat 2008, 01:32 tarihinde.

    12.Tez-filozoflar dünyayı çeşitli şekilerde yorumlamışlardır oysa aslolan, sarhos olmaktır.
    8. Banu diyor ki:
    12 Şubat 2008, 17:49 tarihinde.

    :)
    9. compir diyor ki:

    Bu diyalogu okuyunca, ister istemez aklima Özdemir Asaf’ın :
    ‘Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu. Birinciliği beyaza verdiler.’ dizeleri geldi.
    10. sonsuz diyor ki:
    14 Şubat 2008, 00:13 tarihinde.

    kırmızı kalırsa zaten tüm renkler sönmüş olur. kırmızı varken grinin bir renk olduğu anlaşılmaz zaten. aşk dan bahsedip havayı unutmak gibi… aşksız yaşayamam… oy oy… hava gri ama aslında hayatın rengi. tüm renkleri söndürmek lazım sadece şiirin renginin kalması için.
    11. ayşegül diyor ki:
    16 Şubat 2008, 01:21 tarihinde.

    e çok uzamaz umarım ;)
    12. ah ah diyor ki:
    16 Şubat 2008, 14:29 tarihinde.

    bulgarca da yaz, banu bulgarca da!
    13. Banu diyor ki:
    16 Şubat 2008, 14:40 tarihinde.

    Compir, Sonsuz, Ayşegül teşekkürler çok.
    Ah ah hanım/bey bakın belki de para biriktiriyorum slavca konuşulan yerlere kaçmaya :D