Görünür ile Görünmez 2
O’ooo Euclides! It’s too Liquid.
Alışılmış ressamlar baştan kontrollü giriyorlar işe. Tamamen önceden karar verilmiş bir anlaşmalı uzam kabuluyle paletlerini ellerine alıyorlar.
Karşılarındaki çokça nesneden birisine bakıyorlar önce, resmediyorlar. Sonra diğerine, sonra ötekine ayrı ayrı odaklanıyorlar. Ama sonuçta oluşan durumda resim, tek bakışın ürünü gibi yansıtılıyor. Bu önceden karar verilmiş, deforme edilmiş bir uzam anlayışıdır.
Halbuki göz hangi nesneye odaklandıysa ona göre diğer nesnelerin durumu her seferinde değişmektedir. Ressamın yaptığı bu görülenlerin ortalamasını yansıtmaktır.
Uzlaşımsal yol arayan bu ressam, resimlerinde herşey oylunda gibi görünse de algılayışın gerçek hakkını asla vermiş olmaz.
Ponty itiraz ediyor: “Ama algıyla temas ettiğimiz dünya kendisini öyle sunmuyor ki?” (1)
Ponty gibi düşünen, algıların elle uzlaştırılmasıyla bulunan sonucu reddeden ressam bizim gözümüzde perspektif sorunsal içerisindedir ya da geometri bilmiyordur. “Hesap hataları var” deriz belki de ilk bakışta. Ama aslında bu ortalama bakış anlayışını reddeden ressam, her noktadaki duyumu tek duyuma dönderme bileşkesi arayan ressamdan daha çok algıyla senkron çalışmaktadır. Ve dahası, algısının ona söylediğiyle çelişmemektedir.
Konumu, vücudu olmayan saf zihnin seyrinde bu farklı noktaların farklı algılanışı olmayacağından tek bir fotoğraf sahne oluşturmak olasıdır. Ama uzam dediğmiz şey homojen değildir, her boyutunda farklı değişikliklerin olması gerçektir, saf zihnin göreceği eşzamanlı şeyler ortamı değildir. Dolayısıyla ancak vücutsuz ve konumsuz bir ressamın gerçek algısının böyle olabileceği söylenebilir bu durumda.
Gördüğümüz şeyi baktığımz yer ve ânın bilincinde kabullenen ve bunu yansıtan, ne geometri bilmediiğinden bunu yapacaktır, ne dikkat çekme derdindedir, ne de perspektife ya da klasik sanat anlayışına kabalık ediyordur. O gördüğüne sadık kalıyordur.
“Teknik ölçüme kendini adamış ve nicelik aşkıyla yanıp tutuşan bir çağda kübist resim, zihnimizden çok gönlümüze seslenen bir alanda dünyayla insanın sarmaş dolaş oluşunu kendince sessiz sakin anlatmış sanki.” (2)
Dışımızdaki her varlığı ancak vücudumuz üzerinden erişebiliyoruz; dışımızdaki her varlık da böylelikle insan özelliklerine bürünüp br ruh ve vücut karışımı haline geliyor.
Uzamın artık nesneyi nasıl eğip bükebileceğini, yer değiştiren nesnenin bazen nasıl da değişebileceğini görüyoruz.(3) Nesnenin kendisiyle mutlak bir özdeşlik içinde olduğu iddiası, biçimle içeriğin ayrık olduğu iddiası gibi silikleşiyor. Bu yeni fizik bakışını artık kabullenenlerin Euclides’in katı çerçevesinin tuzla buz olduğunu artık kabul etmesinin zamanı çoktan gelmedi mi?
Bunu fizikte ve psikolojide yavaş yavaş olduğu gibi artık her alanda kabul etmek zorunda değil miyiz?
(1) M.M.Ponty - Algılanan Dünyayı Bulgulamak
(2) Paulhan - La Table ronde
(3) Ekvator ve kutuplarda farkı gözlenen fizik değişiklikler

Bu yazı için http://bagimsizdenklem.com sitesinde yapılmış olan yorumlar:
1. unebellehistoire diyor ki:
10 Kasım 2007, 18:03 tarihinde.
İyi dileklerin için teşekkür ederim..)
“Bir antropolog bilimsel bir araştırma yapmak için Tibet’de küçük bir köye gider.Bu köydeki mezar taşlarında birbiriyle ilgisiz görünen sayılar görür. 48 gibi küçük sayılardan 1980 gibi büyük sayılara kadar çeşitli sayılar vardır.Bunlar doğum-ölüm tarihi ya da yaşama süresi olamayacağı için sayıların anlamını köyün liderine sorar. Liderin anlattığına göre,o köyde kökeni bilinemeyecek kadar eski bir gelenektir. Bir bebek doğduğunda onun için uzun bir ip seçilir.Bebek her içten güldüğünde ebeveynleri ipe bir düğüm atarlar.Bu kişi yeterince büyüdüğünde kendi düğümlerini kendi atmaya başlar.Öldüğü zaman düğümler sayılır ve mezar taşına yazılır.’
‘İşte!”der köyün lideri.
“Bir insanın güldüğü anlar gerçekten yaşadığı anlardır.”
Bil ki, seni okuduğumda ve resimlerini seyrettiğimde ben de bir gülücük düğümü atıyorum yaşam ipime. .)
2. islak topraklarin kuru nanesi diyor ki:
10 Kasım 2007, 20:57 tarihinde.
insan buzdolabi icat oldugundan beri yapilan resimlerle idare eder ama basit olmali az boya tuketilmeli.
3. Banu diyor ki:
10 Kasım 2007, 22:01 tarihinde.
Mmm.. Kuru nanecim, doğru demişsin. Çok boya harcayanların başka bir derdi olsa gerek :P
Un Belle, teşekkür ederim, ne incesin yine…
4. compir diyor ki:
11 Kasım 2007, 21:36 tarihinde.
yeni tasarim hayirli olsun
5. Oktay Ahmed diyor ki:
12 Kasım 2007, 11:13 tarihinde.
Özel bir yaratış şeklin var. Bu da özel düşüncelerden kaynaklanıyor. Harikasın!!!
6. Banu diyor ki:
13 Kasım 2007, 17:25 tarihinde.
;)