ileriye ket
geçmişin rüzgarları birleşip heybetleniverdiğinde tek koluyla belimden yakalayıp geri çeker de, ellerim boş kalınca avcumda sakladığım harflerin parmaklarım arasından kendiliğinden hiddetle aktığını, uzaklaştığını sanıveririm.
uzaklık artar evet. ama işte mesafeyi büyüten etki arzın çekiminde değil, uzaklaşan kelamın kalbinde ya da anda değil, geçmişten beslenip gelen fırtınanın ellerindedir.
Gittiğim filmden benim aklımda kalan tek cümlenin “geçmişin gölgesi uzundur” olması hiç de hiç tesadüf değildi.
geçmiş bahsinin iğreti pelesenkliğinden, kesif dumanlar arasında durmadan nefesini hissettirmesinden ne çıkar?
görse insan onun en peçesiz halini, en gürlemiş fırtınasını, en lisansız hamlesini, ömrüne ne büyük hükümranlık kurduğunu;
ya kalbi kabından çıkar, ya da aklı çıkar.
banu