bab-ı zerreyle arzın kalbine irtifa kaybı


imge-dünya kurmaca oyununda gerçekle hayal mürekkeplerinizden küçük damlalar katıyorsunuz durgun, masum, el değmemiş olan suya.

bu, an diliminde yapılıyor. ilk itkisni verdiğiniz renk damlalarının öngöremediğiniz dansını seyrediyorsunuz.

neyin doğru, neyin yanlış
neyin gerçek, neyin hayal
neyin geçmiş, neyin gelecek olduğunu
karıştırmaya başlayana kadar …

buna andan çıkmak diyoruz.

“geçmiş zaman da gelecek zaman da

bilince yer vermez pek”

***

oyun başlıyor. seyirci koltuğuna geçiliyor. aynı yerdelik aynılık değil ki. itkiyi kendi renginden damlatan hem içten, hem dıştan seyrediyor sahneyi.

“bilinçli olmak zamanda olmamaktır”

bu bilincin kara keskin gözüne perde inmesi demek

bilince perde indiğinde ve sahnenin perdesi açıldığında zamanın durduğu falan da yoktur.

her zamankinden daha keskindir dişleri hatta.

***

bu oyun hayalin dünyayı kendi rengine boyamasının zaferi üzerine bir kurguydu.

***

en beklenmedik yerde birdenbire
hayal un ufak eder diğerini elleriyle

***

son perde boyunca bu katlin zaferi kutlanır.

şükür ayiniyle hitam bulurken oyun, hayalin parmaklarında, ağzında, teninde onu ezerken bulaşan “gerçek”ten kalan zerreler farkedilir.

farkedilen an bilince dönülen andır.
bilincin daha da kuzguni bakmaya başlayacağı an hiç ağlamadan doğar.

bizi buna götüren de keskin görüşümüz, dikkatimiz, öngörülemez gerçek-hayal dansının gövdesinden yakaladığımız bam teli falan da değildir. hayalin ellerine bulaşan zaman zerrelerinden gerçeğe çıkan kök yollar kurulu olduğu içindir. gözeneklerimizden, gözlerimizden, sesimizden acımıza dönen apaçık yollar olduğu gibi…

.

.

banu

gatwick bekleme salonları birinci üz-günlüğü



Both comments and pings are currently closed.

Comments are closed.