Archive for the Bâd-ı Hevâ Category

Keşke herkes biraz daha sâde..

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, Mimento Mono, PlAtopya | No Comments »

-

Savaşta yendikleri ülkelerin tanrılarını sinirlendirmemek için onları kendi tanrıları arasına katan Hititler gibisiniz benim için. Kendi kendinizi kalabalığa boğmuşsunuz.

lâ bi-şart (*)

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | 5 Comments »

Neden Atopya? Neden Şemsiye?


Bazen çizilmiş sınırlar içinde çoktan vâdesini doldurmuş bir uygarlığın varlığını zorla sürdürmeye çalıştığımızı, bunu da sırf gelenek devinin tüylerine tutunmuş sarhoş edici râyihalar salan  pirelerinin oyuncağı olarak yaptığımızı düşünüyorum. Vâdesini çoktan doldurmuş, aslında olmayan bir  medeniyetin zincirinde kendi kendimizi  eskittiğimiz hissine kapılıyorum. Mâhiyet ve vücut (1) sarmalının anlamını yitirmiş  ahlâk bozucu damgasını yemiş yasak heykellere döndüğünü düşünüyorum. İşte bu  tam olarak bir döngünün bitimi sahnesidir. Her sona doğru yıkıcı ya da çözücü bir güç sözkonusudur ve benim gözümde kaplanın sırtına (2) binecek olanlar tam bu alanlarda seçilir.

* Doğduğu zaman ve mekânın etkisinden  (Yüce episteme de hiddetlenirse hiddetlensin) sıradan insan deneyim düzlemini aşan, farkındalığıyla çıkan
* Ölgün olanın tortusuna karşı bilinçli bir yer değiştirmeye cesâret bulan
* Pire râyihası sarhoşlarının hiçlik dediğine mekâna evrilecek boşluk diye bakanlar için Atopya kelimesi ,

Sınırlarına dâir hiç bir beyânda bulunulmamış, doğum anı ve yeri bilinçli şekilde gözardı edilmiş  bir şemsiye altındalıktır. Olmayan bir yer değil; adım attıkça,  farkında oldukça, gereksiz tafsilâtla sınırlandırmadıkça bizim hâline getirdiğimiz her yer demektir.

Mekânı ontolojinin nesnel dünyası olarak tanımlarsak; her adım attığında yeni bir boşluğu korunağa evirebilen, nereye yürüyorsa sınırlarını da oraya çizebilen için anlamlı bir kavram olabilir.

Bu yüzden Zamanda Bağımsız Denklem’in Atopya’sında  sınır sabit değil değişkendir.


(1) Essentia – Existentia

(2) Julious Evola – Calvacare La Tigre

(*) La bi-Şart : Sınırlanmamış olarak


Prendre À La Lettre

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Mimento Mono, PlAtopya, Quanta | Yorumlar Kapalı

chess

Yüzlerce oyun uydursam, defalarca hata yapsam, onlarca adam öldürsem, bin kere düşsem değişir mi benim ben, senin sen olman? Ya da bunca hikayenin arasında gerçekte ne söylemeye çalışıyor olduğum?

Nous Sommes Tout Oreilles

Posted in Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya, Mimento Mono | Yorumlar Kapalı

.

Arve Henriksen-Strjon

.

Leaf and Rock

.

Variazione di un Tango

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | Yorumlar Kapalı

Hiç değişmeyeceğini bildiğimiz tatlı gerçeğimize inandığımız için geriye kalan her şey  -üzüntü verici ve çoğunluğun itinayla uyduğu, kimin uydurduğu bilinmez  kurallar da dâhil buna-  bütünüyle yalan olduğundan değil de bu çekirdek diyebileceğimiz merkezdeki gerçeğin yanında bizim için hükmü kalmadığından yalan sınıfına giriyor.

Sicilya Konuşmaları

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya, Mimento Mono | Yorumlar Kapalı

Read the rest of this entry »

Fransızca dünyanın en güzel…

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Musica | Yorumlar Kapalı

Evren üstün, özgün ve içimize sinmiş olanları yıpratmaya, bezdirmeye, bozmaya, vazgeçirmeye yönelik çalışır. Tam yakaladığımız hazzı somutlaştıracağımız  sırada ya bir zil çalar, ya üst komşu tamirata başlar ya da o anda öyle sığ bir kaç insan geçiverir ki önümüzden, gönlümüz geçer. Vazgeçip daha giyinip kuşanmamış olanın gizli kalmasını tercih eder, aynı şarkıyı on kere daha dinleyerek üstüne toprak serperiz.

“İki Dirhem Bir Çekirdek”le Bir Dolap İki Çevirme

Posted in Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, KreAtopya, PlAtopya | Yorumlar Kapalı

Taht-ı Revan

Konak dolapları (1) sadece tas tas yemek yerleştirip diğer yana çevirmek için yapılmış olmamalı. Bulgurlu’ya gelin taşıyan atlar da hiç heyecanlı değildi kesin (2).

Şimdi ben gönlümden geçen bulutları çizsem de koysam dolap rafına; haremlikten selamlığa çevirsem sana, aç kalıp ölmezsin ya.

Bilirsin, bildiğini bildirmezsin olur biter.

Hem her hüküm vericinin tepesinde bir kılıç (3) düştü düşecek bekler durur da saltanatı işkenceye çevirir ya, biz bu tehlikelerden bin arpa boyu uzağız. Abasını dolabı geçenler yakar (4), kılıç dolabı aşanın boynunu öper.

Dolaplar çevirmedim, dolabı sana çevirdim.

Sen Bağdat’sın ben Bağdat’ım, dolapsa Ane Geçidi (5).

(1) Haremlikten selamlığa eski evlerde yemek göndermek için raflı dolaplar bulunurdu.

(2) Bulgurlu’nun, zamanında öyle gözde bir yer olduğu anlatılıyor ki; oraya gelin vermenin masallardan masal doğurmak gibi olduğunu, arabacısından atına herkes görevini kutsal bildiğini söylerler.

(3) Demokles’e Kral Diyonisos bir günlük tahtını bıraktı ve tahtın üstüne bir at kılına bağladığı kılıcı yerleştirtti. Hükmetmenin sanıldığı kadar rahat olmadığını, bunun her an “kılıç başa düştü düşecek” endişesini taşımaya eş olduğunu göstermek istedi. Bu deyim, büyük görevlerin sıkıntı ve tehlikeyi de barındırdığını anlatmak için kullanılır.

(4) Dervişler soğuk mevsimde tasarruf olsun diye abalarını giyinip dergah avlusundaki ateşte ısınarken, dalgınlıktan ya da şevkten içlerinen abasını ateşe kaptıranların sayısının hiç de az olmadığı söylenir.

(5) “Ana gibi yâr Bağdat gibi diyâr olmaz” sözünün aslı “Ane gibi yar (sarp uçurum),  Bağdat gibi diyâr olmaz”dır.  Ane Bağdat’a yakın bir geçittir.

It Makes My Flesh Creep

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | Yorumlar Kapalı

Ben insanoğlunun kaçınılmaz olarak kendine karşı olduğuna inanıyorum.

İnsanlar tanrıya inanmayıp safça birbirlerine inanıp -  tanrılık bahşedip – birbirlerine sonsuz özgürlükleri olduğunu bilmeden söylerler ve sonra  o tanrı yaptıklarının hükümranlığına hayret ederler.

O kafesinden kendi çıkmadı ki? Sen yarattın. İçinde olduğun kıvrandıran cehennemi ellerinle, özenerek kurdun.

Tanrı dediğin özgürlüğün sahibi. Onunsun artık. Sok sokabilirsen  kafese geri.

serap olsun cevap, bilmeyene hitap

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | 2 Comments »

“Gerçek” girsin diye açılan pencere – sorulan bir soru ya da suskun geçen bir kaç dakika diyebiliriz bu pencereye- o kadar boyumuzdan yüksekte, o kadar küçük, parmaklıkları öyle sıkı bir pencere ki; aradığımız “gerçek” doğrudan gelse ve  sadece bir zerresini parmaklıktan geçirmek istese, onu da kendi rengine boyayıp kandıracağından korktuğum bir mahzende kaldığımızı sanıyorum geçici ama uzun dakikalarda burada.

Ne sorulan sorunun, ne verilecek cevabın bir hükmü kalıyor aramızda. Önce bir iman etmek lazım. Neye, ne ad verdiğimizi oturtmanın gereğine elifi elifine tam inanmak lazım ki , gerçeğin gerçekliğinin bizim için ne demek olduğunu görelim. Yoksa bu güneş almaz mahzenin yanında gerçeğin gerçekliği öyle zahir oluyor ki, zuhurundan gaip kalıyor.

“this something better not to be”

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ | Yorumlar Kapalı

Tam bu merdivenlerde başka bir yerde yakalayamayacağım, arasam bulamayacağım mucizemsi bir şeyleri, kendimle ya da herhangi bir şeyle ilgili ipuçlarını keşfedecekmişim, farketmediğim ama aslında varolan bir problemi ve onun çözümünü saniyelik bir farkedişle hayrete düşe düşe bulacakmışım gibi geliyor.

Her seferinde hiç aksamadan, hep burada bu böyle oluyor. Aynı yerde heyecanlanıp hep bunu düşünüyorum.

Basamaklar biter bitmez az önce aniden parlayıveren yol gösterme kandili haber vermeden sönüyor. Daha bir kaç nefes alma öncesi duyumları açıldığına, zihni keskinleştiğine, oltanın hareketini hissettiğine inanan ben değilmişim gibi  vurdumduymaz  hale hızla yeniden gömülüp hemen solda bana ayrılan odaya ayaklarımı sürerek giriyorum.

Bu durumda aradığımı hayal ettiğim, aslında  var olduğunu uydurduğum şifreyi bulamamış oluyorum ve vakit kaybetmeden bunu hatırlamamak için hemen uyuyorum.

Yörüngede Kilitli

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, KreAtopya | Yorumlar Kapalı

Yörünge

Kendinden kaçmak için seçtiğin yer

Yok saydığın diğer yarınla koşuya başladığın nokta aslında.

Kendinden kaçarken kendini bulanların yörüngeleri hep aynı.

Atlayıvereyim aşağıya diyen yok hiç

İkilliğin sebebini bir bilenin olmadığı gibi…

Bilgi Terimleri ve Cinsiyet Farklılığı Kolokyumu

Posted in Bâd-ı Hevâ, KreAtopya | 1 Comment »

Cinsiyetler ve Felsefe


Sistematik istenç olarak felsefenin, cinsiyet farklılığı davasını düşünerek kurulduğu ileri sürülmüştür. “Kadın” sözcüğünün Platon’dan Nietzsche’ye dek – bu ikisi de dahi olmak üzere – kavram halini alabilmesinin, bu istencin en ısrarlı tarafları sayeside olmadığı doğrudur. Belki de bu sözcüğün böyle bir yönelimi yoktur. İyi ama, türeyimsel göndermesinden azledilmiş ve cinselliğe iade edilmiş olan “erkek” sözcüğü daha mı iyi muamele görmüştür? Felsefenin, cinsiyet farkını gerçekten de farksızlaştırdığı sonucuna mı varmalıyız? Hiç sanmıyorum. Aklın kurnazlığından daha ustalıklı olduğundan kuşku duymayacağımız böylesi bir farklılığın kurnazlığının, ne “kadın sözcüğünün ne de “erkek” sözcüğünün öne çıkarılmamasına gayet iyi uyum sağladığı dikkate alınırsa, tersini kanıtlayan fazlasıyla işaret olduğunu görürüz. Bunun nedeni, muhtemelen, Jean Genet’in ırklarla ilgili söylediği şeyi cinsiyetlere taşımanın felsefi olarak kabul edilebilir olmasıdır. Genet, bir zencinin ne olduğunu sorduklarında şunları söylüyordu: “Öncelikle, ne renktir?” Bir erkeğin ya da bir kadının ne olduğunu sorduğumuzda da, “Öncelikle, cinsiyet nedir?” diye eklemek haklı bir felsefi ihtiyat olur. Çünkü, ilk karanlık noktanın cinsiyet sorusu olduğu; farklılığın, ancak içinde çalıştığı kimliğin / özdeşliğin saptanması yönündeki çaba pahasına düşünülebilir olduğu kabul edilecektir.

Alain Badiou  -  Sonsuz Düşünce

“we cover distance but not together”

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, KreAtopya | Yorumlar Kapalı

distance

Hayalgücü üzerine yemin ederiz ki

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya, KreAtopya, Mimento Mono, Musica, PlAtopya, Quanta | 8 Comments »

literadjure

Edebiyatın sunduğu çeşitli hazlar arasından


en büyüğü de uydurmaktır.


Ficciones / Borges