Archive for the Musica Category

Fransızca dünyanın en güzel…

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Musica | No Comments »

Evren üstün, özgün ve içimize sinmiş olanları yıpratmaya, bezdirmeye, bozmaya, vazgeçirmeye yönelik çalışır. Tam yakaladığımız hazzı somutlaştıracağımız  sırada ya bir zil çalar, ya üst komşu tamirata başlar ya da o anda öyle sığ bir kaç insan geçiverir ki önümüzden, gönlümüz geçer. Vazgeçip daha giyinip kuşanmamış olanın gizli kalmasını tercih eder, aynı şarkıyı on kere daha dinleyerek üstüne toprak serperiz.

Öyle değilse hiç olmasın

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Musica | No Comments »

.

Beş para etmez günlük aptallıklarınıza katılmayacak ve tarif edilmez denilecek incelikleri alışkanlıktan gelen hiç de özgün olmayan sebeplerle ayakta tuttuğunu sanıp öldürmeyecek kadar başkayım şükür.

Şimdi herkes gibi olmaya devam edin.

Hiç bir şey anlamayın.

.

Hayalgücü üzerine yemin ederiz ki

Posted in Apokalipya, BibliyAtopya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya, Mimento Mono, Musica, PlAtopya, Quanta | No Comments »

literadjure

Edebiyatın sunduğu çeşitli hazlar arasından


en büyüğü de uydurmaktır.


Ficciones / Borges


nitimur in vetitum (*)

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, KreAtopya, Musica | 11 Comments »
.
“En üst derecede zararlı ve tehlikeli olsa bile bir şey hakikat olabilir; varolmanın temel doğasının bir parçası olabilir, onu anlamak bizim kendi yıkımımıza neden olacaktır. O zaman bir insanın tininin gücü ne kadar “hakikate” dayanabileceği, ya da daha açık bir ifadeyle, ne dereceye kadar onu sulandırması, gizlemesi, tatlandırması, sessizleştirmesi, çarpıtması gerektiğiyle ölçülecektir.”                               

Nietzsche Beyond The Good and Evil

.

beslediğin tutku değil mesafe

büyüdükçe bana uzak düşersin

bana hakikat giyilemez elbise

sen onu yitik malın bilirsin

ben en başta ölürüm

sen durmadan denersin


Banu / Famagusta

(*) Yasak olan için çabalıyoruz.

zikri’l mazi devri’l eza

Posted in Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Musica | Comments Off


banu: olanı biteni inkar ettiğimizde kuruluveren yeni şehir
yeniden doğmakla değil, yeniden ölmekle ilgili.

dirac: reddediyorsun!

banu: hepimizi hem de.


in the dark again and again

Posted in Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Musica | Comments Off

i could wait there under water

until the moment i release into air


Oda (M. Proust)

“Odalarını zevklerine göre döşemeyi ve sadece onaylayabilecekleri şeylerle doldurmayı da zevk sahibi insanlara bırakıyorum. Bense kendimi her şeyi beimkinden çok farklı hayatların, benimkine karşıt yaratısı ve dili olduğu odada, bilinçli düşünceme ait hiçbir şey bulamayacağım, hayal gücümün kendini ben olmayanın bağrına gömülmüş hissederek coştuğu bir odada ancak yaşıyor ve düşünüyor hissederim; uzun, soğuk, koridorlu, dışarıdaki rüzgarın kaloriferin ısıtma çabalarına başarıyla karşı koyduğu, duvarlarını hala ilçenin coğrafi haritasının süslediği, her sesin sessizliği yerinden oynatarak görünür kıldığı, odalarda hava akımının temizlediği ama silinmeyen kapatılmışlık kokusunun korunduğu ve bu duruma hayran kalan, bu kokuyu düşününce ve hatıra olarak içerdiği her şeyle birlikte kendi içinde yeniden yaratılmayı denemek için ona bir model gibi poz verdiren hayal gücüne ulaştırmak için yüzlerce teneffüs ettiren; geceleyin, odanın kapısını açtığında insanın, orada dağınık duran tüm bir hayata tecavüz etme hissine kapıldığı ve kapıyı kapayıp daha ilerlediğinde bu hayatı çekinmeden elinden tuttuğunu sandığı; ilçe merkezindeki halıcının Paris zevki sanarak döşediği kanepenin üzerine bu hayatla birlikte bir tür hafifmeşreplikle oturma hissine kapıldığı; başkalarının ruhuyla ağzına kadar dolu olan ve ızgaraların biçimine ve perdelerin desenlerine kadar onların düşlerinin izlerini koruyan bu odada, eşyaları şuraya buraya koyarak efendi rolü taslayıp, odadaki meçhul halı üzerinde çıplak ayak yürüyerek ve insanın samimiyetle kendi kafasını karıştırma niyetiyle her yerde bu hayatın çıplaklığına dokunma hissiyle birlikte kapadığını, önünde, yatağına doğru ittiğini ve nihayet üzerine çektiği büyük beyaz çarşaflarda onuna birikte yattığını sanır, oysa çok yakındaki kilise, can çekişenlerin ve aşıkların uykusuzluk saatini bütün şehir için çalmaktadır.   “

Sur La Lecture


şüphesiz henry lee benim için bir mayındı

Posted in Bâd-ı Hevâ, Musica, PlAtopya | 1 Comment »

korktum, söyleyemedim

söylesem sırtımdaki yük sonsuz küçük parçaya ayrılır göğe karışırdı

tüm yorgunlukları unuturdum geçmişin ruhuma bıraktığı izler dahil

And the wind did howl and the wind did blow
La la la la la
La la la la lee
A little bird lit down on Henry Lee

Boş Kümeye Andolsun

Posted in Apokalipya, BibliyAtopya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya, Musica, PlAtopya, Quanta | No Comments »

misery_of_holes_and_minds

And her black and pink heavy wings
remember when we found misery
We watched her, watched her spread her wings
And slowly, slowly fly around our room
And she asked for your gentle mind

Ve karanlıkta dansedenler için…

Bireyin Tarihi Daha Yazılmadı

Posted in Apokalipya, BibliyAtopya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya, Mimento Mono, Musica, PlAtopya, Quanta | 24 Comments »

Bireyin Tarihi

Birey Toplumsal Atom Değildir

Bireyin tarihi daha yazılmadı.

Mevcut yöntemle de yazılması olası değil.

Akordiyon Sesiyle

Posted in Bâd-ı Hevâ, KreAtopya, Musica | Comments Off

Çarşamba sabahları gelirdi.  Biz ona hayret ederdik; incecik bluzu, çorapsız ayakları, mavi terliklerine… Soğuktan yanakları kıpkırmızı olurdu. Portakal saçları upuzun, bakımsızdı.  Günü ve saati belliydi ama biz hep unutup ancak onun sesini duyunca pencereye koşardık. Ofisi görmeliydiniz. Herkes pencerede kendini kaybedip onu dinlerdi. Belki birkaç dakikalıktı bu sahne. Ama mükemmeldi.


Akordiyonu kırmızı siyah.  Dalgındı. Uzaklara bakarak çalıp söylerdi. Sesi güzel denilemezdi ama öyle bir kırılganlıkla söylerdi ki o sokağın köşesini döndükten sonra bizim hala pencerede öylece kaldığımız olurdu.


Sevdiğimiz şarkılarla girerdi bizim sokağa, unutmazdı hiç.

Avucuna verilecek bozuk paraları cebine utanarak atmak için yine gelirdi. Gülmezdi. Bazen duymazdı hatta.

- Hajna! Hajna!

Yeni şarkıya geçmeden seslenmeliydiniz, geçip gitmeden bu sihirli parmakların sahibinin hakkını vermeliydiniz.

Sonra gelmez oldu Anıttepe’ye. Bir süre sonra da işten ayrılınca ben, onu göremedim aylarca.


Dün sabah yatağımdan onun sesiyle kalktım. Evimizin sokağından geçiyordu Hajna! Koştum. Bakıyorum, kimseyi göremiyorum. Diğer pencereye gidiyorum, yetişemiyorum. Başka çarem yok. Asansöre attım kendimi hemen apar topar üzerime birşeyler alıp.

Sokağın sonunda uzun, eski bir etek. Upuzun turuncu saçlar.

- Hajnaaaa!

Döndü. İlk defa da güldüğünü gördüm. Yine çıplak ayaklı. Bu kez benim de çoraplarım yok. Ben titriyorum , o hissetmiyor sanki soğuğu hiç. Yanında  genç bir adam var. Bu kez akordiyon onun elinde. Hajna artık sadece şarkı söylüyormuş. Yakında evleneceklermiş.


Eski ofistekileri soruyor. “Herkes başka şehirlerde” diyorum. Onlar da gideceklermiş ülkelerine.

Benim her çarşamba ondan istemekten bıkmadığım şarkıyı söylemeye başlıyor. Jeno da çalıyor Hajna’nınki kadar ince parmaklarıyla.


Uzaklaşıyorlar. Şimdi hem güneş, hem yağmur var. Yine onlar köşeyi dönene kadar  bakıyorum. Sonra ses kaybolana kadar. Sonra getirdikleri bahar havası onların arkasından sokağı terkedene kadar.


Plusthesia Arabesque

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, KreAtopya, Mimento Mono, Musica, PlAtopya | Comments Off


plustezi

adımın bir rengi var
adımın senin dilinle söylenişinin
beni dinleyişinin…

beni dinlemenin rengi uçmanın rengine benziyor

adının bir rengi var
adının benim dudaklarımdan çıkışının
seni dinleyişimin…
seni dinlemenin rengi, tatlı rüyaların rengine benziyor

uzaktalığının üşütücü bir rengi var
bizi yakın eden çok şeyin de…
varlığının
varlığına vakfımın…
seni bilmemin rengi, seni özlememin rengine hiç benzemiyor

ama

ya sesin?…
o bambaşka bir ışık tayfı
optik labında bunu incelemeliydim
hayretin rengini oradan da seyretmeliydim

hayretin rengi, kalp çarpması rengine benziyor

renklerin gölgelerle dansı gibi sesin
ışıltıların yanıp sönme peryodu, mutluluğun rengine benziyor

bu yüzden bazen seni dinleyemiyorum

dil tutulmasının rengi, göz kamaşmasının rengine benziyor

ah !
ya ellerine dokunmanın rengi nasıl?
bunu onlarlayken sadece sana anlatmalıyım
ya da bilmiyorum

burada hemen susmalıyım…

susmamın rengi, sevmemin rengine benziyor


plustezi: sinestezinin pluie hali.

sinestezi: 1 , 2

-faubourg st-denis seyretmenin itkisiyle yazıldığını da itiraf etmek gerek-

no wonder you are always lost

Posted in Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Musica, PlAtopya | Comments Off

tasdik memuru imzalayıp türkiye’ye gönderirse o belgeyi, bu ülkeden çıkabilirsiniz, dedi komiser.
beck ve ben dirac’ın yanına uçacaktık.

duvarlarını sevdiğimiz resimlerle süslediğimiz, mektuplarımızı yazdığımız, içinde hayal gemisi düzeneklerini yapıştırdığımız evlerimizin bize sonsuz gelen sekînetinden çıkmaya daha hazır değildik.

aslında hiç ama hiç keyifte de değildik.

biz gidiyorduk.

sarı, çok üzgün, olmadık bir mevsimde.

üstelik şehre daha yılın ilk yağmuru bile yağmamıştı.


banu / kapitalinkuzeyburculimanı


some say i got devil, some say i got angel

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Mimento Mono, Musica, PlAtopya | Comments Off



Something like a woman
Crying like a baby


And all the things that I have seen
Can be hidden in a part of my dream
Gonna hide it in my dream

Some say I’ve got devil
Some say I got angel


But I’m just this girl in trouble


I don’t think I’m in danger
No I’m not in danger
No, I know I’m not in danger

/nedensiz yaprak bile kımıldamıyor/

Posted in Musica | Comments Off

It’s england on a saturday night
I wish i could be like them and i try
But i find it more rewarding to walk along the river
Picturing my body discarded in the water

I wonder who will do it and i wonder what they’re doing right now
I want to show you something
I’m making a map from all the flowers i’m collecting
I wonder if i’ll do it and i wonder what i’m doing right now


to provoked souls

Posted in Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya, Mimento Mono, Musica | Comments Off

woven hand