Ağu
Hem Uzamsal Hem Zamansal Geriye Dönüşler
Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya, PlAtopya, Quanta | 3 Comments »
/Nasıl oluyor da şimdi beni bir yerde sırf ben olduğum için isteyeceklerini düşünebiliyorum?/
/Nasıl oluyor da şimdi beni bir yerde sırf ben olduğum için isteyeceklerini düşünebiliyorum?/
Konak dolapları (1) sadece tas tas yemek yerleştirip diğer yana çevirmek için yapılmış olmamalı. Bulgurlu’ya gelin taşıyan atlar da hiç heyecanlı değildi kesin (2).
Şimdi ben gönlümden geçen bulutları çizsem de koysam dolap rafına; haremlikten selamlığa çevirsem sana, aç kalıp ölmezsin ya.
Bilirsin, bildiğini bildirmezsin olur biter.
Hem her hüküm vericinin tepesinde bir kılıç (3) düştü düşecek bekler durur da saltanatı işkenceye çevirir ya, biz bu tehlikelerden bin arpa boyu uzağız. Abasını dolabı geçenler yakar (4), kılıç dolabı aşanın boynunu öper.
Dolaplar çevirmedim, dolabı sana çevirdim.
Sen Bağdat’sın ben Bağdat’ım, dolapsa Ane Geçidi (5).
…
(1) Haremlikten selamlığa eski evlerde yemek göndermek için raflı dolaplar bulunurdu.
(2) Bulgurlu’nun, zamanında öyle gözde bir yer olduğu anlatılıyor ki; oraya gelin vermenin masallardan masal doğurmak gibi olduğunu, arabacısından atına herkes görevini kutsal bildiğini söylerler.
(3) Demokles’e Kral Diyonisos bir günlük tahtını bıraktı ve tahtın üstüne bir at kılına bağladığı kılıcı yerleştirtti. Hükmetmenin sanıldığı kadar rahat olmadığını, bunun her an “kılıç başa düştü düşecek” endişesini taşımaya eş olduğunu göstermek istedi. Bu deyim, büyük görevlerin sıkıntı ve tehlikeyi de barındırdığını anlatmak için kullanılır.
(4) Dervişler soğuk mevsimde tasarruf olsun diye abalarını giyinip dergah avlusundaki ateşte ısınarken, dalgınlıktan ya da şevkten içlerinen abasını ateşe kaptıranların sayısının hiç de az olmadığı söylenir.
(5) “Ana gibi yâr Bağdat gibi diyâr olmaz” sözünün aslı “Ane gibi yar (sarp uçurum), Bağdat gibi diyâr olmaz”dır. Ane Bağdat’a yakın bir geçittir.
hayatında sadece bir kere ummaya yer açan, üzülerek bunu şimdiye kadar yapmamakla iyi etmişim demek durumdadır. çünkü zamanla, kalakalmayı sandığından daha acı verici bulacaktır ve işin kötüsü ortada birlikte çizilmiş ne bir pirinç tarlası ideası, ne yaslanılacak bir omuz vardır.
hem zaten hayatın adil olduğuna iman edenler ciddi bir umma hummasına tutulmuş olmalılar.
banu
Haftasonları Lucca’ya geçtiğimi, sur üstündeki çimlerde bağdaş kurup bilgisayardan futbol oynadığımı, Marakeş’ten aldığım baharatlarla prima piatto niyetine bir tagliatelle yaptığımı, bir anne poğaçasının yendikçe çoğaldığını, seninle Ankara’da kar yağınca güzelleşen parktan geçerek uzun uzun yürüdüğümüzü, yürürken de senin gördüğün şehirleri bana anlattığını tüm yol boyunca hayal edebilirim.
eynbrun dinlemiştir. bu yüzden aklındaki girişim desenlerini göz kapağını perde yaparak yansıtmaktadır.
parlak renkleri seyredince takıntıların aşılacağına inanan bir grup psikiyatr ayin yapmaktadır.
ceymi arada sırada tepkimeye grip çıkmaktadır.
işe gidilmeyip yine telefonlar açılmamıştır. filmde yazar olan bir adamla au reovior demekten hoşlanan bir kız vardır.
ama ters olan kızın gülmesinin güzel oluşudur.
bi’ kere adamın güzel gülmesi gerek. onu yanlış yapmışlar.
bak işte yine oldu.
ben aralara giren dağlar, denizler erisin, bir sürü arkadaşım olsun, hakimler son imzayı atınca cihangirde kutlamalar yapılsın istiyorum.
bu taymlaynda freymlerin kesin sırası karışmış.
o yüzden ben bir ileri, bir geri kaçırıyorum aklımı.
banu
old bull and bush‘daki kalabalık akşam yemeğinde de buna benzer efsaneler dinlemişti. kenwood sincapları ve kuvantum fizikçilerinin özverilerine dair bir yığın saçmalık… bu kez de burada yol boyunca dinledi, yeter artık. evinde caanım geomagiyle oynasaydı ya bunlarla vakit öldürene kadar.
soldaki kemerli kapıdan geçerken saatten dökülen rakamlara baktı.
“ŞİMDİKİ ZAMANA, ORTAYA ÇIKIŞINDA BİLE, BİRBİRİYLE BAKIŞIMLI İKİ AYRI FIŞKIRMA EŞLİK EDER: BUNLARDAN BİRİ GEÇMİŞE DOĞRU DÖKÜLÜR, ÖTEKİYSE GELECEĞE DOĞRU ATILIR” yazıyordu dün ithaki kitaplarından birinde.
bunları düşünecek halde değildi şimdi. “keşke inansaydı bana” dedi yine.
üşüyeceğini bile bile üzerine birşey almadı. kırmızı kanepeye başını yaslayıp gözlerini kapadı. bu biraz da kapıların kapanışı olmalıydı geçmişin duvarları döven tazyikine. ya da oyunun son perdesiydi. ya da kefeniydi inanmakla ilgili çok şeyin. biraz da söndürmekti. ama artık saklamak değildi.
sonra kızkardeşi kabareden emekli şair ikindi ışığını bahane edip odaya girdi,
kırmızı koltukta uyuyanın saçlarını kulaklarının üzerinden yavaşça çekip elçice fısıldadı,
korktum, söyleyemedim
söylesem sırtımdaki yük sonsuz küçük parçaya ayrılır göğe karışırdı
tüm yorgunlukları unuturdum geçmişin ruhuma bıraktığı izler dahil
And her black and pink heavy wings
remember when we found misery
We watched her, watched her spread her wings
And slowly, slowly fly around our room
And she asked for your gentle mind
Ve karanlıkta dansedenler için…
Tom Yorke & Björk’ten Dancer in the Dark ve arkasından Blonde Redhead’den Melody dinlenmeli tam burada…