Eyl
Déconnexion
Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya | Comments OffBenim elim kolum bağlıyken çekik gözlerini bir kırpmanla denizden yapılmış o yırtıcı kuşlar gelir yaralarımı sararlardı uysallaşıp.
Getirdikleri kanatlar tüm durmaklarımızın döngüsünü yeniden başlatan itkiler olurlardı. Gülümserdim, hiç konuşmayıp. Yorulurdum sevinmekten.
***
Gün yılı boyardı, yıl ömrü… Zerre bütüne etkirdi.
***
Ama işte tüm bu olan bitenlerin iki kabus arasına sığabilecek kadardı ömürleri. Hep aynı saat gelince eşyalarını toplayıp ayrılırlardı ülkemden apar topar. “Mahpussun sen” diyerek vururdu gong içimen dışıma dışıma.
Kilidine uygun anahtar bulsa kapatıldığım mahpus, infilak edip şehrâyini başlatacak. Duvarlar aklımdan üzerlerine yazmayı geçirdiğim her cümleyi saklamışcasına kusacak.
Ben orada uçurumların nasıl çektiğini keşfedivereceğim belki.
“Delilik bu. Âni ve izah edilemeyen bir ölüm“.
Sen yine yaban otlarının yetişemeyeceği upuzun boyunla ve tek yanağındaki gamzenle tanınacaksın. Ben yaban otları dolanmadıysa bacaklarıma, uçurumumuzun yakınlarında kanatlarıma sarılmış sekînet içinde uyuyor olacağım.
Tütüyor gözlerimde sisleşen, peçelerin ardına gizlenen, kıvrılarak tüten çok şey. Kabataş yine en güzel yeridir şehrin, diyorum. Harem’de sessizce vedalaşıp, dayandığım camda ağlamıştım, diyorum.
Hem sen şimdi kapağında adının yazdıkları rafta sana bakarken yine çok ciddisindir. Çiçekleri sevdiğimi bildiğin gibi, bunu da ne çok sevdiğimi bilirsin.
Ama işte bir uğultu fırtınası, bir karanlık sis kümesi… Sürükleniyorum.
Yapayalnız geldiğim gibi, kendi kendime sökülüyorum gergefinden.
İzah edemediğim bir ölümü canlı canlı, canım yanarak yaşıyorum.


