Archive for Eylül, 2007

Déconnexion

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya | Comments Off


Benim elim kolum bağlıyken çekik gözlerini bir kırpmanla denizden yapılmış o yırtıcı kuşlar gelir yaralarımı sararlardı uysallaşıp.

Getirdikleri kanatlar tüm durmaklarımızın döngüsünü yeniden başlatan itkiler olurlardı. Gülümserdim, hiç konuşmayıp. Yorulurdum sevinmekten.

***

Gün yılı boyardı, yıl ömrü… Zerre bütüne etkirdi.

***

Ama işte tüm bu olan bitenlerin iki kabus arasına sığabilecek kadardı ömürleri. Hep aynı saat gelince eşyalarını toplayıp ayrılırlardı ülkemden apar topar. “Mahpussun sen” diyerek vururdu gong içimen dışıma dışıma.

Kilidine uygun anahtar bulsa kapatıldığım mahpus, infilak edip şehrâyini başlatacak. Duvarlar aklımdan üzerlerine yazmayı geçirdiğim her cümleyi saklamışcasına kusacak.

Ben orada uçurumların nasıl çektiğini keşfedivereceğim belki.

Delilik bu. Âni ve izah edilemeyen bir ölüm“.

Sen yine yaban otlarının yetişemeyeceği upuzun boyunla ve tek yanağındaki gamzenle tanınacaksın. Ben yaban otları dolanmadıysa bacaklarıma, uçurumumuzun yakınlarında kanatlarıma sarılmış sekînet içinde uyuyor olacağım.

Tütüyor gözlerimde sisleşen, peçelerin ardına gizlenen, kıvrılarak tüten çok şey. Kabataş yine en güzel yeridir şehrin, diyorum. Harem’de sessizce vedalaşıp, dayandığım camda ağlamıştım, diyorum.

Hem sen şimdi kapağında adının yazdıkları rafta sana bakarken yine çok ciddisindir. Çiçekleri sevdiğimi bildiğin gibi, bunu da ne çok sevdiğimi bilirsin.

Ama işte bir uğultu fırtınası, bir karanlık sis kümesi… Sürükleniyorum.

Yapayalnız geldiğim gibi, kendi kendime sökülüyorum gergefinden.

İzah edemediğim bir ölümü canlı canlı, canım yanarak yaşıyorum.


Les Murmures

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Mimento Mono | Comments Off

needtogo.jpg

Tolga mimledi bu kez. Ben de Ludmilla‘yı mimliyorm. İade-i Mim.

—-

Masama en yakın rafta Stendhal vardı. Buyur ettim, hiç konuşmadan Parma Manastırı’nı tutuşturdu elime. Mim kuralları gereği 187.sayfasını açtım, ilk cümlesini okudum:

“Ayrılalım Sevgili Kont”, dedi Düşes.

***

Olmasaydı uğultular.

Her hassas anımda üşüşmeselerdi başıma, çekip götürmek istemeselerdi.
Kimselerin arasına, saçlarından tutup çekiştiren denizler girmeseydi mesela. Denizler sadece beraber geçilebilseydi.
Sisler içinde seyretmeseydik hâlimizi. Sonra kimseyi…
İnancımı kaybetmeseydim sekînet kafeslerine…
O zaman ben hiç ayrılmaktan bahsetmezdim kimseye…
Ama işte…
Uğultular var…
Onlar mahfetti beni.

“Ayrılalım Sevgili Kont.”


Mess in Bag - Mess on Mind

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Mimento Mono | 10 Comments »

bagcontent.jpg

Aslında neler olmasını isterdim çantamda kancası takıldı aklıma, söylemezsem rahat edemem;

Duvarlarına yazı yazılması serbest olan tüm evler;
Bütün rüzgar gülleri,
Bütün papatyalar,
Bütün kumdan kaleler,
Bütün çocuk rüyaları,
Anaokulundaki oyun hamurlu günlerim,
Yeni alınmış kitap kokuları,
Kullanılmış kitap kokuları,
Yerle henüz öpüşmemiş tüm kar taneleri,
Şizofrengi’nn bütün sayıları,
Denize inen yokuşlardaki tüm evler,
Doğu yakasının bütün kızılcık ağaçları ve tüm yanılsamalar için kızılcık şerbetleri,
Bütün Radiohead ve Tom Waits şarkıları,
Demetrio’nun kemanı,
G.D’annunzio’nun tüm karalama kağıtları,
Kalbimin içinin izdüşümü,
Uzaklarda kanal boyunca yürümelerin bilmediğim tadı,
İçimden şarkı söylemek geldiği her güneşli, her yağmurlu gün,
Tesla laboratuvarları,
Bütün silisyumları, germanyumları yerkürenin,
Lityumdan yapılan herşey,
Bütün asimptotlar,
Schrödinger’in zamandan bağımsız denklemi,
İki yakası bir araya gelmeyen şehir,
Dünyanın bütün adaları,
Bütün bulutlar,
İçinde kahve olan tüm konuşmalar,
Sayıları beklenen yerleşmeyi yapmayan saatler,
Sahilde sessiz kahvaltılar,
Bütün kısa deniz yolculukları,
Huzur,
Hilm,
Merhamet,
Direniş,
Yaslanılası omuz,
Şahit olduğum bütün ışık oyunları,
Bütün incir ağaçları,
Birkaç kedi yavrusu,
Slataper’in, Joyce’un, Rilke’nin davetini reddedemediği şehir,
Kitap aralarındaki kağıtlara sıkışan sayfalık günlükler,
Malagalı anılar,
Sevdiğim herkesin el yazısı,
İkinci el bir zaman makinası,
Bir çift şeffaf ergonomik kanat,
Kaf dağında dokunmuş rengarenk bir uçan halı,
Bir sürü boya kalemi…

Bunlar olmazsa çantamda, istemediklerim var sırada;

Şemsiyeler, doktorlar, biletlerin girmek zorunda kalacağı günler uğramasın ona…

Hep yağmurlar olsun…

Ah Ludmilla aklımı çantama dönerdin :)

O yüzden kalbin ancak izdüşümü girebildi içine. Aşkınsa içinde mi, dışına mı daha serbest olacağını hiç bilmiyorum.Ben zaten insan yarım mıdır, bütün müdür, parça mıdır çözemedim henüz…


Ceci m’est!

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya, Mimento Mono | Comments Off

Sevgili Faruk ve Sevgili Mdy siz sobelersiniz de ben prensiplerimi bozup cevap vermez miyim?

Buyrun BANU’nun beş bilinmeyeni…