Archive for Mayıs, 2008

in the dark again and again

Posted in Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Musica | Comments Off

i could wait there under water

until the moment i release into air


Oda (M. Proust)

“Odalarını zevklerine göre döşemeyi ve sadece onaylayabilecekleri şeylerle doldurmayı da zevk sahibi insanlara bırakıyorum. Bense kendimi her şeyi beimkinden çok farklı hayatların, benimkine karşıt yaratısı ve dili olduğu odada, bilinçli düşünceme ait hiçbir şey bulamayacağım, hayal gücümün kendini ben olmayanın bağrına gömülmüş hissederek coştuğu bir odada ancak yaşıyor ve düşünüyor hissederim; uzun, soğuk, koridorlu, dışarıdaki rüzgarın kaloriferin ısıtma çabalarına başarıyla karşı koyduğu, duvarlarını hala ilçenin coğrafi haritasının süslediği, her sesin sessizliği yerinden oynatarak görünür kıldığı, odalarda hava akımının temizlediği ama silinmeyen kapatılmışlık kokusunun korunduğu ve bu duruma hayran kalan, bu kokuyu düşününce ve hatıra olarak içerdiği her şeyle birlikte kendi içinde yeniden yaratılmayı denemek için ona bir model gibi poz verdiren hayal gücüne ulaştırmak için yüzlerce teneffüs ettiren; geceleyin, odanın kapısını açtığında insanın, orada dağınık duran tüm bir hayata tecavüz etme hissine kapıldığı ve kapıyı kapayıp daha ilerlediğinde bu hayatı çekinmeden elinden tuttuğunu sandığı; ilçe merkezindeki halıcının Paris zevki sanarak döşediği kanepenin üzerine bu hayatla birlikte bir tür hafifmeşreplikle oturma hissine kapıldığı; başkalarının ruhuyla ağzına kadar dolu olan ve ızgaraların biçimine ve perdelerin desenlerine kadar onların düşlerinin izlerini koruyan bu odada, eşyaları şuraya buraya koyarak efendi rolü taslayıp, odadaki meçhul halı üzerinde çıplak ayak yürüyerek ve insanın samimiyetle kendi kafasını karıştırma niyetiyle her yerde bu hayatın çıplaklığına dokunma hissiyle birlikte kapadığını, önünde, yatağına doğru ittiğini ve nihayet üzerine çektiği büyük beyaz çarşaflarda onuna birikte yattığını sanır, oysa çok yakındaki kilise, can çekişenlerin ve aşıkların uykusuzluk saatini bütün şehir için çalmaktadır.   “

Sur La Lecture


beyond my control

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | Comments Off


koordinaseperator

bilirsiniz ki insan en çok kendinden kaçmakta ustadır

***

viŞne voTkaları viTne voŞka yapan şeyler

bilirsiniz ki bazen içinizde sakladıklarınız bir zayıflık anında hışımla, küstahca ya da ilkelce ortaya çıkıverir ve siz dudakları onun elleriyle komuta edilen bir kuklaya dönersiniz.

kullandığınız dile hakim olmak önemlidir, beklenilen tepkileri vererek, içinizden gelmediği zamanlarda dahi kalabalığa gülümseyerek başınızı hafifçe eğip selamlamak,  davetlere gitmek, davet etmek … sevilirsiniz o zaman. baş belası bir yığın adama suratlarını dağıtmak istediğiniz halde nezaketle “iyi akşamlar” demişsinizdir.

ah ama sonra yine şu uğursuz ağustoslardan biri gelir. başınızda kuluçkaya yatar ve siz dokunmaya kıyamayacağınızı, kalbinizin sahibini, gökkuşağınızı, ömrünüzün sonuna kadar hatırlayınca gözlerinizi yerden kaldırmayacağınız, hatırladıkça midenize kramplar davet edecek, kimseye yapmadığınız kabalığı yüzünde bir saniyelik hüzne tahammül edemediğinize yapmışsınızdır. paha biçilmez vazonun dinginliğini fena halde bozmuşsunuzdur. bu itkiden yer de sarsılmıştır, oluşan yarıktan pişmanlık sürgün vermiştir. bu sarsıtı düzeneği sükut-u hayalin parmağını onun zilini çalmak için uzatmasıyla son hamlesini tamamlamıştır.

gitti başından gönül ol serv kaddin sâyesi
ağla kim idbâra tebdîl oldu ikbâlin senin  (fuzulî)

o günün kesifliğinde tamamlanmamış bir defteri yırtmak ve durmadan ağlamak gerçekleşmesi en olağan hadiselerdendir ve hâlık saçlarınızın ağarmasını daha geç bir vakte almamış olsa o gün buna tam uygun bir gün gibi görünecektir.
namütanahi melankoli, na-aleng bir sarhoşluk gibidir.

bilirsiniz ki  bu perdede fail olduğunuz için ayılmaktan da, böyle kalmaktan da korkarsınız.

bu soluduğunuz, damarlarında alkol dolaşan bir ifrite döner, durdurmak için gözlerinizi, bilincinizi, ciğerlerinizi, kalbinizi düşünmeden kapatmayı hayal edersiniz.

how much reality can you take?

bilirsiniz ki korku kümesi umut kümesini kapsayamayacağını bildiğinden oldukça agresif ve ihlâl edicidir.

kedinizden ve herşeyden böyle günlerde korkarsınız. gerçeğe tahammül etmek cesaret gerektirir. geçmişin size hazırladıkları mı, geleceğinkiler mi daha endişe vericidir anlarsınız. anlamaktansa sonsuza kadar dilsiz kalmayı göze alacaklar da olacaktır mutlaka. siz bunu yapmazsınız.

ahval beyanında kontrollü kontrolsüzlük

***

sene-i devriye

bilirsiniz belalar ezelden kolkola gezerler.

uzun zaman önceydi. seyirci koltukları rahattı. ama sahneye anabel’liğe aldılar beni. oysa bugün henriette’likle devam ediyor olduğumu düşünüp daha da kontrolden çıkıyorum. şu avrupalı erkeklerden ukala olanlarının  geçmişi olan kadınlar ve geleceği olan erkeklerden icadettiği  kahramanlar… bu toprakta ölüler…

korkuyorum, dingin sesini düşlüyorum.

ah sesindeki musıkî hikmete dâir fendir

bilene bilmeyene rûşendir

bilene bileyene….

ek-stasis

Posted in Apokalipya, BibliyAtopya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya | 1 Comment »

ekstatis

Hesaplanamaz birşeyi anlamlandırmaların yokluğunda , dili tehlikeye atmak pahasına da olsa boşluktan anlam çıkarmak gerekir. Demek ki şiirselleştirmek gerekir ve olayın şiirsel adı, bizi öngörülerin alev almış çemberinden kendi dışımıza fırlatan şeydir.


Banu: Sevdiğimiz dilden konuşalım mı?
Kanonik: Olur.
Banu: Sonsuz maviden cümleler kursan sen mesela.
Kanonik: Tamam. Sen çoğu renklerini söndür ama.
Banu: Kırmızı kalsın mı?
Kanonik: Tabii ya. Bir de gri. Tam ay vakti şimdi.


* Resimdeki dizeler:
“Wurfscheibe, mit
Vorgeischten besternt,
wirf dich
aus dis hinaus.” Paul Celan

* Kanonik:
Yarı hayal-yarı gerçek kanonik karakterin kısaltılmışıdır. -Matematikte kanonik bir kavramın “doğallığını” ve “benzerinin olmayışını” belirtmek veya önemsiz bir ayrıntının “koordinatlardan bağımsız” olduğunu göstermek amacıyla kullanılır.-

*Ek-stasis:
“Yunancada vecd anlamına gelen ekstatis kelimesinin düz çevirisi “kendinin dışında olmak”tır ( ya da kendinden geçmek ). Heidegger literatüründe bu düzanlama da gönderme yapabilmek için ek-stasis şeklinde tireli yazma teamülü oluşmuştur.”

sana sonra anlatırım dediklerimden

Posted in BibliyAtopya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | Comments Off

“Bellek ancak ebedî açıklık, bitmek tükenmez bir akıntı olarak bizi kımıldayamaz duruma getirebilir, utandırabilir, hareket edemez hale getirebilir. Nietzche, bizi unutma gücüne sahip olmayan uç insan örneğini hayal etmeye çağırır. Böyle bir insan her yerde gelişmeleri görmeye mahkum olacaktır: Artık kendi varlığına inanmayacak, her şeyin dalgalı parçacıklar şeklinde bir taraflara aktığını görecek ve kendini gelişim akıntısında kaybedecektir. Heraclitus’un sadık bir öğrencisi gibi olacaktır. Herşeyi tarihsel bir şekilde yaşamak isteyen insan, uykusuz devam etmeye zorlanan biri gibi olacaktır. Bellek bizi sonsuz bir hareketliliğe sevkeder, sayısız ufuklar açar, ve işte bu şekilde çılgın bir hareketliliğe zorlayarak bizi kımıldayamaz hale getirir. “

gyte kantininde amor fati kıskacında mayıs başlarında okunmuş