Archive for Temmuz, 2008

recursive swingings

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, PlAtopya | 1 Comment »

updownfairy

eynbrun dinlemiştir. bu yüzden aklındaki girişim desenlerini göz kapağını perde yaparak yansıtmaktadır.

parlak renkleri seyredince takıntıların aşılacağına inanan bir grup psikiyatr ayin yapmaktadır.

ceymi arada sırada tepkimeye grip çıkmaktadır.

işe gidilmeyip yine telefonlar açılmamıştır. filmde yazar olan bir adamla au reovior demekten hoşlanan bir kız vardır.

ama ters olan kızın gülmesinin güzel oluşudur.

bi’ kere adamın güzel gülmesi gerek. onu yanlış yapmışlar.

bak işte yine oldu.

ben aralara giren dağlar, denizler erisin, bir sürü arkadaşım olsun, hakimler son imzayı atınca cihangirde kutlamalar yapılsın istiyorum.

bu taymlaynda freymlerin kesin sırası karışmış.

o yüzden ben bir ileri, bir geri kaçırıyorum aklımı.

banu

Görünür ile Görünmez 2

Posted in Bâd-ı Hevâ | 1 Comment »

heterojen uzam


O’ooo Euclides! It’s too Liquid.

Alışılmış ressamlar baştan kontrollü giriyorlar işe. Tamamen önceden karar verilmiş bir anlaşmalı uzam kabuluyle paletlerini ellerine alıyorlar.


Karşılarındaki çokça nesneden birisine bakıyorlar önce, resmediyorlar. Sonra diğerine, sonra ötekine ayrı ayrı odaklanıyorlar. Ama sonuçta oluşan durumda resim, tek bakışın ürünü gibi yansıtılıyor. Bu önceden karar verilmiş, deforme edilmiş bir uzam anlayışıdır.

Halbuki göz hangi nesneye odaklandıysa ona göre diğer nesnelerin durumu her seferinde değişmektedir. Ressamın yaptığı bu görülenlerin ortalamasını yansıtmaktır.
Uzlaşımsal yol arayan bu ressam, resimlerinde herşey oylunda gibi görünse de algılayışın gerçek hakkını asla vermiş olmaz.

Ponty itiraz ediyor: “Ama algıyla temas ettiğimiz dünya kendisini öyle sunmuyor ki?” (1)

Ponty gibi düşünen, algıların elle uzlaştırılmasıyla bulunan sonucu reddeden ressam bizim gözümüzde perspektif sorunsal içerisindedir ya da geometri bilmiyordur. “Hesap hataları var” deriz belki de ilk bakışta. Ama aslında bu ortalama bakış anlayışını reddeden ressam, her noktadaki duyumu tek duyuma dönderme bileşkesi arayan ressamdan daha çok algıyla senkron çalışmaktadır. Ve dahası, algısının ona söylediğiyle çelişmemektedir.

Konumu, vücudu olmayan saf zihnin seyrinde bu farklı noktaların farklı algılanışı olmayacağından tek bir fotoğraf sahne oluşturmak olasıdır. Ama uzam dediğmiz şey homojen değildir, her boyutunda farklı değişikliklerin olması gerçektir, saf zihnin göreceği eşzamanlı şeyler ortamı değildir. Dolayısıyla ancak vücutsuz ve konumsuz bir ressamın gerçek algısının böyle olabileceği söylenebilir bu durumda.

Gördüğümüz şeyi baktığımz yer ve ânın bilincinde kabullenen ve bunu yansıtan, ne geometri bilmediiğinden bunu yapacaktır, ne dikkat çekme derdindedir, ne de perspektife ya da klasik sanat anlayışına kabalık ediyordur. O gördüğüne sadık kalıyordur.

Teknik ölçüme kendini adamış ve nicelik aşkıyla yanıp tutuşan bir çağda kübist resim, zihnimizden çok gönlümüze seslenen bir alanda dünyayla insanın sarmaş dolaş oluşunu kendince sessiz sakin anlatmış sanki.” (2)

Dışımızdaki her varlığı ancak vücudumuz üzerinden erişebiliyoruz; dışımızdaki her varlık da böylelikle insan özelliklerine bürünüp br ruh ve vücut karışımı haline geliyor.

Uzamın artık nesneyi nasıl eğip bükebileceğini, yer değiştiren nesnenin bazen nasıl da değişebileceğini görüyoruz.(3) Nesnenin kendisiyle mutlak bir özdeşlik içinde olduğu iddiası, biçimle içeriğin ayrık olduğu iddiası gibi silikleşiyor. Bu yeni fizik bakışını artık kabullenenlerin Euclides’in katı çerçevesinin tuzla buz olduğunu artık kabul etmesinin zamanı çoktan gelmedi mi?

Bunu fizikte ve psikolojide yavaş yavaş olduğu gibi artık her alanda kabul etmek zorunda değil miyiz?

Banu

(1) M.M.Ponty - Algılanan Dünyayı Bulgulamak
(2) Paulhan - La Table ronde
(3) Ekvator ve kutuplarda farkı gözlenen fizik değişiklikler


açtıkları kitapta, yazacakları metinde, dinleyecekleri plakta

Posted in BibliyAtopya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | 3 Comments »

postadan gelen zarfları açacaklar, gazetelere göz gezdireceklerdi…

dışarı çıkacaklardı. işleri, sabah yalnızca birkaç saatlerini alacaktı. öğle yemeğini yemek üzere buluşacaklardı; havalarına göre ızgara ya da sandviç yiyecekler, bir sokak kahvesinde kahve içecekler, sonra da yürüyerek ağır ağır evlerine döneceklerdi.

daireleri pek seyrek düzenli oalcaktı. ama düzensizliğin bile büyük bir çekiciliği bulunacaktı. çevrelerinin konforu onlara kazanılmış bir olgu, temel veri, doğalarının bir hali gibi gelecekti. dikkatleri, ilgileri başka yerde, açtıkları kitapta, yazacakları metinde, dinleyecekleri plakta, her gün yeniden başlayan karşılıklı konuşmalarında olacaktı.

zaman zaman kitaparla dolu bu duvarların, tümüyle eve uydurulmuş, öyle ki sonunda kendi kullanımları için yaratıldıklarına inandıkları bu eşyaların, bu güzel yalın, tatlı, ışık saçan nesnelern arasında tüm bir yaşam uyum içinde geçirilebilirmş gibi gelecekti onlara.

bu dengeye mutuluk adını verecekler ve özgürlükeriye, sağduyularıyla, kültürleriyle, ortak yaşamlarını her anında onu keşfetmesni, korumasını bileceklerdi.

perec

crime is legal now

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ | Comments Off

başka çaresi yok bilinci haklamanın