
sevgili dostum g’nin güzel kartları ve müthiş hediyelerine tekrar bakınca bugün içim içime sığmadı. öyle ki jérôme’u bulsam sylvie olacağım gibi geldi.
bütün gece boyunca yürüyebilir, koşabilir, şarkı söyleyebilirlerdi.
tek başıma bunu yapmalıydım, çok yabancı, çok yalnız…
ya da bazı geceleri hemen hemen hiç tanımadıkları mahallelerde uzun uzun yürürlerdi.
ankara’ya döndüm. havaş otobüsünde hayatımın umudunu, heyecanını, üzüntüsünü alıp birbirine dolayan bir senaryoya inandım, buruldum.
sonra dünyanın en zevkli dahilerinden biri, canım arkadaşım beni bekledi. onu gördüm bankta. yanına yerleşiverdim arkasından gelip. konuşmadık, gülümsedik. bana saaatlerce kızmaya hakkı vardı, eleştirmeye… hiç birisini yapmadı. tam altı ay olmuş. yine beraber alışveriş yapmayı düşünmüştük. ben suratsızlıkla mahfetmiştim eğlenceyi. bu sefer öyle değildi. mağazadaki şallarla yeni bağlama yöntemleri deneyip, metalden br eteği metal olduğunu öğrenene kadar beğenip turkuaz bir şal aldık. ama onun bana hediye edeceği ayakkabıdan henüz habersizdim. bunca zaman sonra bencilliğim yüzünden neşeli olmayı haketmiyordum ama neşeyle ayrıldık ordan.
anlatılmaz güçleri, inanılmaz gizleri ellerinde tutuyormuşcasına, tanımadıkları bir coşku duyuyorlardı. el ele tutuşarak koşarlar, kaldırımlarda sek sek oynarlar hep birlikte cosi fan tutte’yi ya da messe en si’yi söylerlerdi.
o gün daha da güzelleşerek devam etti. ne seyredilen filmlerden, ne müzikten, ne aşklarımızdan, ne umutarımızdan bahsettik. orada olduğumu, ânı hissediyordum. sadece bunu düşünüyordum. yine birşey yiyemiyordum ve çok yoruluyordum ama huzurluydum.
yaşamları salt bu güzel zamanların bitmez toplamı olacakmış, her zaman mutlu olacaklarmış gibi gelirdi onlara…
altı ay sonra aynı patikalardan yürüdüm, serindi. kollarım üşüyordu. mind walk da, su şişsesi de, ayakkabılar da, şal da yanımdaydı vedalaştık. “bayan pluie 60larda paris’te” dedi. sonra tatlı bir tehditten sonra uğurladı beni.. el sallarken burukluktan çok huzur vardı içimde bu kez. efsanelere inanmak yasaklanmıştı.
bir çeşit sözleşme, satın alınmış bir şey, zavallı kırılgan bir nesne, onları şiddetle, varoluşlarındaki, öykülerindeki en belirsiz, en tehlikeli yana gönderen basit bir soluklanma ânı olup çıkıyordu.
daha çok tazeydi. agent a, agent b‘ye bildiği yerleri anlatmış, edebiyattan, okumadan yazan kendini şaire sanan ufaklıklardan bahsetmiştik, bask halkının bağrından türkiyeye gönderilmişlik ancak o naneli ayran ve dizlerinizi kıvırıp oturacağınız sedirlerle ferahlatılabilirdi. cengizhan miğferini giymeden, gökyüzü yolculuğundan kaçarak çıktık oradan ama agent a hep olduğu gibi anlayışlıydı .
… dehaları onaylanacaktı… bu afyonları olacaktı…
ona anlatmam gerekenleri anlattım. o beni anlayışla dinledi. aslında şu saçmasapan görevleri bırakıp buralardan kaçmak en mantıklısıydı ama işte sihirli sudan içmişti o. bu ülke onu sıkı sıkıya saracak gitmemesi için yalvaracaktı.
otomobilleri aşağıda bekleyecekti. birgün önce benzinleri ful doldurmuş olacaklardı. eşyaları onları brüksel’de bekleyecekti. belçika yolundan gideceklerdi. hiçbir güçlük çıkmadan sınırı geçeceklerdi. sonra yavaş yavaş acele etmeksizn lüksenburg’da, anverst’e, amsterdam’da…
…
dünya turu yapacaklardı. sonunda havası hoş bir ülkeye yerleşeceklerdi. italyan göllerinin kıyılarında, dubrovnik’de, bolear adaları’nda, cefalu’da bir yerlerde….
sadece bir yanından karaya tutunmuş bu parçada yalnız olmadığımı düşündüm. kayboluşumu kısa da olsa sessizce erteledim.
işlerini bırakmayı, her şeyi bir yana atmayı serüvene gitmeyi düşlüyorlardı. her şeye yeniden, sıfırdan başlamayı düşlüyorlardı, kopmayı ve vedalaşmayı…
anısız belleksiz bir dünya….
çok yumuşak bir trajediye benzeyen dingin bir şey hızı kesilmiş yaşamların bağrna yerleşiyordu.
g’nin hediyesi georges kitabını karıştırdım:
gideceklerdi, herşeyi terkedeceklerdi. kaçacaklardı. hiçbir güç tutamayacaktı onları.
kusurlarla dolu bir dünyada en kusurlu olan onların yaşamları değildi, buna kolayca kesinlikle inanıyorlardı.
elbette bunların yanlış olduğunu, özgrlüklerinin aldatmacadan başka birşey olmadığını biliyorlardı.
gerçek gidişler uzun zaman önceden hazırlanır. bu öyle olmamıştı. daha çok bir kaçışı anlatıyordu. on beş gün boyunca sağlık raporları, pasaportlar, vizeler, biletler, bagajlar için bürodan büroya koşturdular.
…
bir ajansın yönetimini almak için bordeaux’a gideceklerdi. gidişe özenle hazırlanacaklardı.
onun güzel gülümseyen yüzünü görüp sımsıkı sarılmak istedim. bulacak mıydım tekrar ona sarılmak için ilave bir sebep?
tunus’ta fakültedeki eski sınıf arkadaşlarının birkaç tanıdıkları, ayrıca güneş, masmavi akdeniz, bir başka yaşam, gerçekten gidiş, bir başka iş vaadi vardı. başvurmaya karar verdiler. kabul edildiler.
banu p. & george p.