Archive for Eylül, 2008

kader “kef”le yazılınca keder okunuyor

Posted in Apokalipya, BibliyAtopya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya | 4 Comments »

ben gök yarılacak da tüm sırlar üzerimize  gürleyerek yağacak diye nefesimi tutup gözlerimi kapadım.

herkes öyle yapmış ama onlar bilinmezliğin hazzını tatmaya yummuş ziyalarını.

ben daha alışacağım o zaman.

rindlerin keyfi yerinde, zahidler sıkıntıda olduğunda ben korkunun avcunda kalıveririm yoksa.

“harâbâtı görenler her biri hâletin söyler
safâsın nakl eder rindân, zâhid sıkletin söyler

***

aslında ben onu bugün daha bir sevdim. düşlerimizi tokuştursak da denize denize eğsek ya başımızı. o zaman  olur.

“birisi çekip alsa ya bizi.. bu dipsiz kuyudander demez o, endişeden kaskatı olmuş duvarları bir bakışımızla deleriz sandım.

aklımızdan geçenleri saymadık. ama yakıştı birbirine bir yığın çıldırmış şarkı sözü de kolumuza girince.

ben daha düş kuracağım o zaman.

akıldan muafiyet diye birşey olmasa gerçek saray olmazmış yoksa.

“ne zapt-ı hâkim-i şer’i, ne hükm-i zâbit-i aklî
cünûn iklîmini seyreyleyenler rahatın söyler”

***

dilimden düşen her sözde biraz buğu var

söylediğim herşeyi bana boyuyorum o zaman.

çingene çalınca yiğit, naçar söyleyince hafif…

halimi anlatmaya bu yorgunlukla kalkmazdım yoksa.

“meyân-ı güft ü gûda bed-meniş, îhâm eder kubhun
şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler

swarm chandelier

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya | No Comments »

suspending on wires as hadid’s dark crystals


evrilemez, çevrilemez sabit noktaya bağlılık bile, zamanı durdurabilme ya da genişletebilme gücüne sahipken uzak adındaki bir gulyabaninin ve onun bir yığın hakikat masalının ecelini beklemek zorunda kalıyor.

asılılığını tekrarlıyor, tekrarlıyor, tekrarlıyor.

yalnız değil o zaman (1, 2).

we all need zero gravity or weightlessness or free fall by dreams

Posted in Apokalipya, BibliyAtopya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | Comments Off

when i read this, remembered a book underscored
and carried a part of it, here.


“devrim düşleri mahkum etmez ” diyorum.

” ve karabasanlardan da kurtarmaz “, yanıtını veriyor.

valerian araya giriyor: ” tanıştığınızı bilmiyordum.”

bir düşte karşılaşmıştık, ” diyorum. ” bir köprüden düşüyorduk. “

” hayır, herkesin farklı bir düşü vardır” diyor.

” ve bir de bazı insanlar böyle güvenli bir yerde uyanıverirler, baş dönmesine karşı güvenlikli bir yerde… ” diye ısrar ediyorum.


or we fall apart…

bab-ı zerreyle arzın kalbine irtifa kaybı

Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ | Comments Off


imge-dünya kurmaca oyununda gerçekle hayal mürekkeplerinizden küçük damlalar katıyorsunuz durgun, masum, el değmemiş olan suya.

bu, an diliminde yapılıyor. ilk itkisni verdiğiniz renk damlalarının öngöremediğiniz dansını seyrediyorsunuz.

neyin doğru, neyin yanlış
neyin gerçek, neyin hayal
neyin geçmiş, neyin gelecek olduğunu
karıştırmaya başlayana kadar …

buna andan çıkmak diyoruz.

“geçmiş zaman da gelecek zaman da

bilince yer vermez pek”

***

oyun başlıyor. seyirci koltuğuna geçiliyor. aynı yerdelik aynılık değil ki. itkiyi kendi renginden damlatan hem içten, hem dıştan seyrediyor sahneyi.

“bilinçli olmak zamanda olmamaktır”

bu bilincin kara keskin gözüne perde inmesi demek

bilince perde indiğinde ve sahnenin perdesi açıldığında zamanın durduğu falan da yoktur.

her zamankinden daha keskindir dişleri hatta.

***

bu oyun hayalin dünyayı kendi rengine boyamasının zaferi üzerine bir kurguydu.

***

en beklenmedik yerde birdenbire
hayal unufak eder diğerini elleriyle

***

son perde boyunca bu katlin zaferi kutlanır.

şükür ayiniyle hitam bulurken oyun, hayalin parmaklarında, ağzında, teninde onu ezerken bulaşan “gerçek”ten kalan zerreler farkedilir.

farkedilen an bilince dönülen andır.
bilincin daha da kuzguni bakmaya başlayacağı an hiç ağlamadan doğar.

bizi buna götüren de keskin görüşümüz, dikkatimiz, öngörülemez gerçek-hayal dansının gövdesinden yakaladığımız bam teli falan da değildir.

hayalin ellerine bulaşan zaman zerrelerinden gerçeğe çıkan kök yollar kurulu olduğu içindir.

gözeneklerimizden, gözlerimizden, sesimizden acımıza dönen apaçık yollar olduğu gibi…

banu

gatwick bekleme salonları birinci üz-günlüğü