30
Nis
Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | Comments Off
”Uzun bir süredir her şeyi çevreleyen bir mekân içinde kuşatılma hissini, mutlak, boş, soyut, xyz koordinatlarına dayalı kartezyen mekân nosyonundan çok farklı, öznel, cisimleşmiş bir deneyimi aktarmak gibi bir derdim var.
Bir sanatçı olarak, kuşatıcı bir ufukla kişinin etrafını saran ve tene baskı yapan, yaşanan ve hissedilen bir mekân hissine, öznel olarak, bedenle algılanan duyusal bir mekân hissine hayat vermekle ilgileniyorum.
Bunu rahim benzeri bir mekân olarak yorumlayanlar çıkabilir. Belki de böyle bir mekâna dair bu duyarlılığa kendi duyarlılığıma hayat verme ve bu duyarlılığı iletme arzum kadın olmamdandır; bunu yapıtlarımı yorumlayacak olanlara bırakıyorum. Bu durum, daha ziyade doğada yalnız başıma bu kadar çok vakit geçirmiş olmamdan ileri geliyormuş gibi geliyor bana.”
Char Davies
(Carol Gigliotti Interview [Osmose and Ephémère])
20
Nis
Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya | 7 Comments »
Neden Atopya? Neden Şemsiye?
Bazen çizilmiş sınırlar içinde çoktan vâdesini doldurmuş bir uygarlığın varlığını zorla sürdürmeye çalıştığımızı, bunu da sırf gelenek devinin tüylerine tutunmuş sarhoş edici râyihalar salan pirelerinin oyuncağı olarak yaptığımızı düşünüyorum. Vâdesini çoktan doldurmuş, aslında olmayan bir medeniyetin zincirinde kendi kendimizi eskittiğimiz hissine kapılıyorum. Mâhiyet ve vücut (1) sarmalının anlamını yitirmiş ahlâk bozucu damgasını yemiş yasak heykellere döndüğünü düşünüyorum. İşte bu tam olarak bir döngünün bitimi sahnesidir. Her sona doğru yıkıcı ya da çözücü bir güç sözkonusudur ve benim gözümde kaplanın sırtına (2) binecek olanlar tam bu alanlarda seçilir.
* Doğduğu zaman ve mekânın etkisinden (Yüce episteme de hiddetlenirse hiddetlensin) sıradan insan deneyim düzlemini aşan, farkındalığıyla çıkan
* Ölgün olanın tortusuna karşı bilinçli bir yer değiştirmeye cesâret bulan
* Pire râyihası sarhoşlarının hiçlik dediğine mekâna evrilecek boşluk diye bakanlar için Atopya kelimesi ,
Sınırlarına dâir hiç bir beyânda bulunulmamış, doğum anı ve yeri bilinçli şekilde gözardı edilmiş bir şemsiye altındalıktır. Olmayan bir yer değil; adım attıkça, farkında oldukça, gereksiz tafsilâtla sınırlandırmadıkça bizim hâline getirdiğimiz her yer demektir.
Mekânı ontolojinin nesnel dünyası olarak tanımlarsak; her adım attığında yeni bir boşluğu korunağa evirebilen, nereye yürüyorsa sınırlarını da oraya çizebilen için anlamlı bir kavram olabilir.
Bu yüzden Zamanda Bağımsız Denklem’in Atopya’sında sınır sabit değil değişkendir.
(1) Essentia - Existentia
(2) Julious Evola - Calvacare La Tigre
(*) La bi-Şart : Sınırlanmamış olarak