20
Eyl

Tolga mimledi bu kez. Ben de Ludmilla‘yı mimliyorm. İade-i Mim.
—-
Masama en yakın rafta Stendhal vardı. Buyur ettim, hiç konuşmadan Parma Manastırı’nı tutuşturdu elime. Mim kuralları gereği 187.sayfasını açtım, ilk cümlesini okudum:
“Ayrılalım Sevgili Kont”, dedi Düşes.
***
Olmasaydı uğultular.
Her hassas anımda üşüşmeselerdi başıma, çekip götürmek istemeselerdi.
Kimselerin arasına, saçlarından tutup çekiştiren denizler girmeseydi mesela. Denizler sadece beraber geçilebilseydi.
Sisler içinde seyretmeseydik hâlimizi. Sonra kimseyi…
İnancımı kaybetmeseydim sekînet kafeslerine…
O zaman ben hiç ayrılmaktan bahsetmezdim kimseye…
Ama işte…
Uğultular var…
Onlar mahfetti beni.
“Ayrılalım Sevgili Kont.”
Banu Pluie Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, Mimento Mono | Les Murmures için yorumlar kapalı
30
Haz
فدعا ربه انى مغلوب فانتصر
Banu Pluie Posted in Bâd-ı Hevâ | s.o.s için yorumlar kapalı
20
Haz
” Aynaların dünyası ile insanların dünyasının birbirlerinden ayrı, bölünmüş olmadığı bir çağda, bir gece, ayna halkı dünyayı işgal eder. Çıkan savaşın sonunda, Sarı Sultan’ın büyü gücü sayesinde ayna halkı alt edilir. Sarı Sultan, işgalcileri aynalara hapsedip, bundan böyle insanların hareketlerini taklit etmekle cezalandırır. Artık ayna halkı, insanların kölesi, yansımalardır. Ama bir gün gelecek, büyü bozulup, ayna halkı da özgürlüğüne kavuşacaktır” (*)
(*) Gerçeklik kavramının bilinen sınırlarını esneten Borges’in bir hikayesi
Banu Pluie Posted in Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya, KreAtopya | Ayna için yorumlar kapalı
7
Haz
Eskiden yolculuk yapmak, bir yerde olmanın ya da hiçbir yerde olmamanın yoluydu. Bugün, bir yerde olma duygusunu hissetmenin tek yoludur. Kendi evimde, her türlü enformasyonla bir yığın ekranla çevrelenmiş olarak, hiçbir yerde değilim artık.
.
KÖTÜLÜĞÜN ŞEFFAFLIĞI
-La Transparance du Mal-
Jean BAUDRILLARD
Banu Pluie Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya | Essai sur les Phenomenes Extremes için yorumlar kapalı
6
Haz

DEĞİRMENCİ MİYİM, NOTER Mİ?
” si batte nel mio cuore, l’inchistro ela farina”
KALBİMDE MÜREKKEP VE UN SAVAŞ HALİNDELER!
“Armance” Stendhal
Tags: dirac
Banu Pluie Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya | Değirmenci Kadın için yorumlar kapalı
6
Haz
Sağaltıcı önlemler midir uykular? En incitici anıların, hayatı sonsuzca sakatlayabilecek olayların şiddetlerini törpüleyen ve bunların en çirkin, en alçakça olanlarını bile bir ışıltıyla, akkorlukla yaldızlayan kara bir kanatça silinip süpürüldükleri esrimeler midirler?
Karmaşası bizi paramparça etmesin diye ara sıra ölümün parmağı hayatın üstüne mi uzanmalıdır? Ölümü hergün ufak dozlarda almazsak yaşama gaileisnin altından kalkamayacak biçimde mi yaratılmışızdır?
.
“Orlando”
Banu Pluie Posted in Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, Mimento Mono | UYKU için yorumlar kapalı
6
Haz
Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.
Banu Pluie Posted in Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya | Hayyam için yorumlar kapalı
6
May

“Dünyanın öbür ucuna kadar gittin. Bir adım daha atarsan aşağıya düşeceksin. Boşluğa fırlayacaksın. Yalnızlığın dişlerini tadacak, yanaklarında akan o erik suyu gibi, kendi yazgını kovalayacaksın.
Uçan balık! Uçan balık! Ben gemi direklerine çarpıp öldüm. Ya beden değiştirmek gerekiyordu ya ölmek.”
Darmaduman
Banu Pluie Posted in Bâd-ı Hevâ, CurnalAtopya, KreAtopya | Ben Bir Başkasıdır için yorumlar kapalı
6
May
Letafetlerini yalnız tabii hallerine borçlu olan şeylerin, sanatın yabancı süsleri altında gizlenen şeylerden pek üstün olduğu her bakımdan ne kadar doğrudur.
.
Erasmus
Banu Pluie Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya | Deliliğe Methiye için yorumlar kapalı
6
May
Reading Zindanı Balladı
“…kimseler bilmez bunu benim bildiğim kadar
bir yaşamdan fazla bir yaşamla yaşayanlar
ölürler ‘bir’den fazla…”
Banu Pluie Posted in Apokalipya, BibliyAtopya, CurnalAtopya | Oscar Wilde için yorumlar kapalı
6
Mar
“Düşünce, nesnenin hayatını kopya etmeye ve kendini ona uyarlamaya çalışsa da, hiçbir zaman düşünülen nesneyle aynı şey değildir. Öyleyse bir eksikliği kavramlaştırmak o eksikliği gidermek değildir. Kavramlar ve teoriler, bu eksikliğin açılması için dürtü verirler, o kadar.”
On The Problem of Truth (Sf. 419)
The Essential Frankfurt School Reader
Banu Pluie Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya, KreAtopya | 1 Comment »
6
Mar
Büyük, eski, eğri bir şemsiyenin çatısında…
“Hâlâ insandan, hüküm sürmesinden veya kurtuluşundan sözetmek isteyen herkesin, hâlâ insanın özünde ne olduğuna dair soru soranların, gerçeğe ulaşmak için ondan yola çıkmak isteyenlerin, buna karşılık bilgiyi bizatihi insanın gerçeklerine yönelten herkesin, antropolikleştirmeden biçimselleştirmek istemeyen herkesin, düşünenin insan olduğunu hemen düşünmeden düşünmek istemeyen herkesin karşısına, bütün beceriksiz ve beceriksizleştirilmiş düşünce biçimlerinin karşısına, felsefi bir gülüşten başka birşey çıkartılamaz.”
m.f.
(les mots et les choses)
Banu Pluie Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya | Sur le toit de mon parapluie ! için yorumlar kapalı
6
Mar
Sınırın birkaç meridyen uzağından gelen mektubu açtım:
İlk dikkatimi çeken cümle şu oldu:
.
“İnsan ölümlü olduğu için ölmez. İnsan ölür, çünkü yaşayamaz. “
Banu Pluie Posted in Apokalipya, Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya | La Lettre için yorumlar kapalı
6
Mar
” Şükürler olsun yalnızlığa. Yapayalnız olayım. Şu varlık örtüsünü düşüreyim, fırlatıp atayım, küçücük bir solukta gece gündüz değişen bulutu, bütün gece boyunca, bütün gün boyunca.
Burda otururken değişiyordum. Gökyüzünün değişmesini izledim. Bulutların yıldızları kaplamasını, yıldızları özgür bırakmasını, sonra yine yıldızları kaplamasını gördüm. Artık onların değişmesine bakmıyoum şimdi. Şükürler olsun yalnızlığa ki gözün baskısını kaldırdı, bedenin yakarışlarını, tüm yalanlar ve söz dizileri gereksinimini kaldırdı.
Söz dizileriyle tıka basa dolu defterim yere düşmüş; gündelikçi kadın, tan ağarırken yorgun argın gelip kağıt parçalarıyla, yırtık tramvay biletleriyle, yumrulup atılması için çerçöp arasına, oraya buraya fırlatılmış notlarla birlikte süpürsün diye, masanın altında duruyor.
Ay için düzenlenmiş cümle neydi? Ve aşk için düzenlenen? Ölüme hangi adı vereceğiz? bilmiyorum.
Sevgililerin kullandıkları türden küçücük bir dil gerekli bana.
Bir odaya girdikleri, annelerini dikiş diker buldukları, parlak yün ipliği parçasını, bir tüyü, bir basma şeridi aldıkları zaman çocukların söylediği tek heceli sözcükler. Bir inilti gerekli bana; bir haykırış. Fırtına, bataklığı geçtiğinde, hiç kimseler aldırmaksızın uzandığım o hendekte beni süpürdüğünde, sözcükler gerekli değil. Düzenli hiçbir şey. Tüm ayaklarını yere basarak inen hiçbir şey. Yabanıl bir ezgi ve yapay söz dizileri oluşturararak göğsümüzde sinirden sinire parçalanan, uyum ortaya koyan o ses uzanımlarının, o hoş yankıların hiçbirisi. Cümlelerle işim bitti artık.
Nasıl da kat kat sessizlik; kahve fincanı, masa. Kazığın üzerinde kanatlarını açan yapayalnız deniz kuşu gibi kendi kendime oturmak nasıl da kat kat iyi. Bu yalın nesnelerle, bu kahve fincanıyla, bu bıçakla, bu çatalla, kendine yeten şeylerle, ben de kendim olarak burada sonsuza dek otursam. Gelip de dükkanı kapayıp gitme zamanı olduğu üzerine uyarılarınızla üzmeyin beni. Seve seve bütün paramı verirdim, beni tedirgin etmeyesiniz diye; bıraksanız oturayım, oturayım sessizce tek başıma.”
Dalgalar (V. Woolf)
Banu Pluie Posted in Bâd-ı Hevâ, BibliyAtopya, CurnalAtopya | La Solitude için yorumlar kapalı
6
Mar
“Eğer fikir, doğru ve yeterli olduğu ölçüde, nesnenin doğasından birşeyler paylaşırsa, bunun nedeni aslında bizzat nesnenin fikrin doğasından birşeyler paylaşmasıdır.”
René Guéno
Banu Pluie Posted in Apokalipya, BibliyAtopya | Hindu Öğretilerine Giriş’ten… için yorumlar kapalı